Gebenin El Kitabı

Türk Perinatoloji Derneği tarafından hazırlanmıştır-2005 

ÖNSÖZ

Bu kitap, adından da anlaşılacağı üzere, gebelik ile ilgili her türlü bilginin kolaylıkla ve anahatları ile ulaşılabileceği bir kaynak olarak düzenlenmiştir. Gebelik izleminde değişik yaklaşımlar ve uygulamaların söz konusu olduğu ve bu konuda standart bilgi ve uygulamaları içeren bir rehber kitap hazırlanması isteği, değişik zamanlarda üyelerimiz tarafından dile getirilmiştir. Ana kaynak olarak hizmet edecek olan bu kitapçcık, Türk Perinatoloji Derneği Yönetim kurulu üyelerinin sürekli çalışması ve konu ile ilgili üyelerimizin katılımı ile gerçekleşen 2 adet çalıştay ile geniş bir görüş alışverişi sonucu, son bilimsel gelişmeler ışığında ve ülkemiz gerçeklerine uyan biçimde hazırlanmıştır.

Bu kitapçıkta size sunulan yararlı ve gerekli bilgiler dışında, sizin durumunuz ile ilgili diğer konular yer alamayabilir. Gerek bu kitapçıkta yer alan gerekse yer alamayan her konu için doktorunuz ile durumunuzu görüşmenizde her zaman yarar vardır ve gereklidir. Size sunulan bu kitap yanında derneğimizin hazırladığı GEBE İZLEM FORMU, gebeliğe ait kayıtların yer alacağı bir belge olarak hizmetinize sunulmuştur. Gebeliğin saptanmasından itibaren sizin ve bebeğinizin düzenli aralıklarla yapılacak olan sağlık kontrolleri, gebelikte karşılaşabileceğiniz sorunların erken dönemde tanınmasına, ciddi sonuçlar gelişmeden önlenmesine veya tedavi edilmesine olanak sağlayacaktır. Ülkeler arası bazı farklılıklar olmakla birlikte, gebelik takip yöntemleri standart hale gelmiştir. Ülkemizde tüm dünyada kabul gören standart tarama ve tanı yöntemleri başarı ile uygulanmaktadır. Bu kitapçık size gebeliğiniz boyunca yapılacak muayenelerin zamanlarını ve şekillerini hatırlatacaktır.

Sağlıklı günler ve nesiller dileği ile.

Prof.Dr. Cihat Şen

GEBELİK İZLEMİ İÇİN GENEL BİLGİLENDİRME

Sayın Anne ve Baba Adayı, gebelik hakkında geniş bilgilendirme yapmadan önce, sizlere gebelik izlem ve muayene dönemleri hakkında özet bilgi verildikten sonra, gebelik ile ilgili konularda biraz daha ayrıntılı bilgileri, ilk bölümden sonra bulabileceksiniz.

Gebeliğinizin tanısının koyulduğu bu günden itibaren sizin ve doğacak bebeğinizin sağlığı için belirli aralıklarla takiplere gelmeniz gerekmektedir. Bu takipler sırasında gebeliğinizin sağlıklı bir şekilde seyredip seyretmediğini öğrenmek, aynı zamanda gebelikte ortaya çıkabilecek istenmeyen bazı durumları anlayabilmek ve doğacak bebekte anne karnında ortaya çıkabilen hastalıklara tanı koyabilmek amacıyla bazı testler yapılacaktır. Bu form size bu testlerin neler olduğunu ve hangi zamanlarda yapılmaları gerektiğini açıklamak için hazırlanmıştır.

Gebelik planlayan ya da diğer bir anlatımla korunmayan her kadın için gebelikten önce günde 0.4 mg folik alması, daha önceki gebeliğinde nöral tüp defekti denilen anomalili bebek doğuran ya da risk grubunda olanlar ise günde 4 mg folik alması önerilmektedir.

1. ziyaret: Doktor tarafından görüldüğünüz ilk ziyarette tansiyon ve kilonuz ölçülerek kaydedilecektir. Bu ilk ziyarette yaptırmanız gereken testler açlık kan şekeri, kan gurubu, hepatit antijeni ve antikoru ( daha önce hepatit aşısı yaptırmadıysanız) testidir. Son bir yıl içinde rahim ağzı kanserini taramak için smear testi yaptırmadıysanız, smear testiniz de bu muayene sırasında yapılacaktır. Doktorunuz gerekli görürse, vaginal muayene esnasında sizden vaginal enfeksiyon araştırması için test isteyebilir. Sizin kan gurubunuz Rh(-), eşinizin kan gurubu Rh (+) ise kan uyuşmazlığınız var demek değildir; sadece kan uyuşmazlığına aday olduğunuzu gösterir. Kan uyuşmazlığı yerleşip yerleşmediğini belirlemek için indirekt Coombs adı verilen testi yaptırmalısınız.

2. ziyaret: 11-14. haftalar arasında bir ultrasonografi yaptıracaksınız. Bu ultrasonografide Down sendromu taraması için ense deri saydamlığı ölçümü, burun kemiği varlığına bakılacaktır. Aynı gün yine Down sendromu taraması için, kanda PAPP-A ve Free-beta HCG hormonlarına bakılacaktır. Kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

Eğer Down sendromu taraması için 11-14 haftalar arasında yapılması gerekli bu ziyareti kaçırdı iseniz, 16-20. haftalar arasında yine Down sendromu taraması için 3’lü tarama adı verilen kan testini yaptırmalısınız. Kan uyuşmazlığınız varsa indirekt Coombs testi tekrarlanacaktır. Kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

3. ziyaret: 22-24. haftalar arasındaki ziyaretinizde kan hemoglobin ve hematokrit değerlerinize bakılacaktır. Hemoglobin değeri 11 gr altında olanlara, olası ve gebeliğe özgü demir eksikliği anemisi gelişmesi riskini azaltmak için demir hapı önerilir. Bu ziyarette yapılacak bir diğer test, bebeğin tüm iç ve dış organlarının ayrıntılı olarak incelendiği, ayrıca kalbe ait dokuların tarandığı ayrıntılı ultrasonografidir. Eğer doktorunuz tarafından gerekli görülürse bu ziyarette rahim damarlarındaki kan akımını inceleyen, uterin arter Doppler muayenesi de ultrasonografi sırasında yapılacaktır. Ayrıca yine doktorunuz gerekli görürse, vaginal yoldan rahim ağzı boyu ölçülecektir. Kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

24-28. haftalar arasında 50 gr glukoz yükleme testi yapılacaktır. Bu testin amacı gebeliklerin %4’ünde ortaya çıkan gebeliğe bağlı şeker hastalığını taramaktır. İlk muayenede kan şekeri normal olsa bile gebeliğe bağlı şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Bu kişiler tanınıp, uygun şekilde tedavi edilmezse bebeğin çok iri olması, gebelik sonrası kalıcı şeker hastalığı gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

4. ziyaret: 32. haftada bebeğin gelişmesini değerlendirmek amaçlı bir ultrasonografi yapılacaktır. Kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

5. ziyaret : 38-39. gebelik haftasında bebeğin tahmini doğum ağırlığı, kemik çatının uygunluğu ve doğum şeklinin konuşulması, doğumun planlanması için yapılacak son ziyaret olup, ultrasonografi ve vaginal muayene yapılacaktır. Doktorunuz gerekli görürse ağrısız doğum için anestezi uzmanıyla görüşeceksiniz. Yine kan basıncı ve kilonuz ölçülüp, kaydedilecektir.

Yukarıda özetlenen ziyaret sayısı ve testler normal seyrinde giden gebelikler için yapılması gerekenlerdir. Bu testlerin herhangi birinde bebek ya da annede bir sorun olması halinde ya da doktorun gerekli gördüğü hallerde bu ziyaretlerin sıklığı ve yapılacak testler arttırılabilir.

GEBELİK HAKKINDA AYDINLATICI BİLGİLER

Gebelik Nasıl Oluşur?

Olgun dişi yumurta hücresi (ovum) ile erkek tohum hücresinin (spermium) birleşmesine döllenme denir. Döllenme tüpte olur, gebeliğin başlangıcıdır. Cinsel ilişki sırasında hazneye dökülen spermiumlar, uterus içine doğru ilerler, uterustan fallop tüplerine geçerler. Bu sırada ovulasyon ile over dışına atılan dişi yumurta hücresi, fallop tüplerinin saçakları tarafından tüp içine alınır. Döllenen yumurta hormonların etkisiyle döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun hale gelen endometriuma yerleşir (implantasyon). Zigottan(döllenmiş yumurta hücresi), bebek ve plasenta (eş) gelişir.

Dış gebelik nedir ?

Rahim dışında, genellikle tüplerde daha nadir olarak yumurtalık üzerinde, ve karın boşluğunda gelişen gebeliktir. Erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Aksi taktirde gebelik tüpte sürer ve tüpün yırtılması ile sonuçlanır. Dış gebelik, adet gecikmesini takiben gebeliğin 6. ve 12. haftaları arasında karnın bir tarafında başlayan kramp tarzındaki ağrıların bütün karına yayılması, koyu renkli vaginal leke veya açık renkli kanama, bazen bulantı, kusma, halsizlik, omuzlarda ağrı ve bayılma gibi belirtiler verebilir. Tedavide genellikle erken dönemde ilaç tedavisi, geç dönemde ise cerrahi seçilir.

İkiz gebelik: İkizlerin on tanesinin yedisi kadının yumurtalığından gelişmiş iki yumurtanın iki sperm tarafından döllenen çift yumurta ikizleridir. Her iki yumurta rahime birbirine çok yakın yerleşir ve ayrı olarak gelişir. Tek yumurta ikizleri ise bir spermle döllenen bir yumurtanın bölünerek iki bebek olarak gelişmesidir.

Plasenta (eş ): Normalde rahimin üst bölümüne, ön veya arka duvara yerleşir. Anne ile bebek arasında madde ve gaz alışverişini sağlar. Oksijen, su, besin maddelerini anneden bebeğe, bebekteki atıkları da anne dolaşımına geçirir. Hormon üretir. Bebeğin solunum, sindirim, idrar sistemine ait işlevlerini yürütür. Hastalıklara karşı koruyucu bazı maddelerin (antikor ) anneden bebeğe geçmesini sağlar. Annede hastalık yapan mikroplar plasenta aracılığı ile bebeğe geçebilirler.

Su kesesi: Bebek içi sıvı dolu bir kese içinde büyümeye başlar. Bu sıvı sürekli yenilenir. Bebeği çarpmalardan korur, simetrik olarak gelişmesine yardımcı olur, kol ve bacaklarının eğrilmesini engeller, vücut ısısını sabit tutar, fetüsün kolay hareket edebileceği bir ortam sağlar, boşaltım sistemi görevi yapar, basıncı sağlar. Ayrıca doğumun başlangıcında su kesesi açılarak doğum kanalının temizlenmesini sağlar. Doğum ağrıları başlamadan önce açılırsa, bu duruma suyun erken gelmesi denir. Gebe hemen sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Su kesesinin açılması aniden açık sarı renkli bol miktarda sıvının hazneden dışarıya akması ile anlaşılır. Sıvı kokusuzdur. İçinde beyaz yağlı parçacıklar bulunabilir.

Gebe Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız ?

Gebelikten şüphelenmenize neden olan belirtilere “Olası Gebelik Belirtileri” denir.

Gebelik dışında farklı hastalıklarda ortaya çıkabilen belirtilerdir.

Olası Gebelik Belirtileri

  1. Beklenen adetin gecikmesi : düzenli adet gören, üreme çağındaki bir kadında, beklenen adetin gecikmesi çoğunlukla gebeliğin ilk habercisidir.
  2. Kusma, bulantı, aşerme : Özellikle sabahları olan, akşama azalan bulantı ve kusmanın yanı sıra; yemek kokularına tahammülsüzlük, normal yiyecekler dışındaki maddelere karşı ( kül, kil, kireç, gibi ) yeme isteği ilk gebelik belirtilerindendir. Bu belirtiler çok hafif olabileceği gibi, gebe kadının beslenmesini engelleyecek kadar şiddetli seyredebilir.
  3. Vaginal akıntıda artma : Gebelikte östrojen hormonun fazla salgılanmasına bağlı olarak, vaginal akıntı artar. Akıntı, yumurta akı kıvamında ve kokusuzdur.
  4. Deri renginin koyulaşması : Vücudun ; koltuk altı, yüz, göbek çevresi, meme başı çevresi, göbek altı orta hat gibi bölgeleri hormonların etkisiyle koyulaşır.
  5. Göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet,
  6. Sık, idrara çıkma.
  7. Tükürük salgısında artış.
  8. Halsizlik, yorgunluk, uykuya eğilim.

Kesin gebelik tanısı için bebeğin ultrasonografi ile görüntülenmesi veya bebek kalp sesinin duyulabilmesi gerekir.

Kesin Gebelik Tanısı

1.Ultrasonografi: Vajen yolu ile yapılan ultrasonografi ile 6. gebelik haftasında, bebeğin kalp atışı ve bebeğin kendisi ekranda görülebilir. Vajen yolu ile yapılan ultrasonografi gebeliğe zarar vermez. En erken kesin gebelik tanısı bu yöntem ile konur.

2.Gebeliğin 10. haftasından itibaren doppler aletleri ile duyulabilir.

Gebelikte Sıklıkla Ortaya Çıkan Şikayetler Nelerdir? Bu Şikayetler Nasıl Giderilebilir?

  1. Bulantı Kusma

Gebeliğin ilk 3 ayında hormonların etkisiyle özellikle sabahları ortaya çıkar. Genellikle 3. aydan sonra şikayetler azalır, zamanla tamamen kaybolur.

Öneri ;

– Yataktan kalkmadan bisküvi, kızarmış ekmek gibi kuru şeyler yenmeli,

– Az ve sık yemek yenmeli,

– Soslu, yağda kızartılmış, çok şekerli sulu gıdalar alınmamalıdır.

– Haşlama patates, ekmek, yumurta, peynir, yoğurt, pirinç pilavı, makarna, yenebilir.

– Tuzlu leblebi ve içecekler ile soda da yararlıdır.

2. Sık İdrar Yapma

Gebeliğin ilk yarısında artan böbrek kan dolaşımı ve hormonların etkisiyle, son yarısında ise bebeğin önde gelen kısmının mesaneye yaptığı bası sonucunda sık idrar yapma isteği ortaya çıkar.

İdrar yaparken yanma ve idrar renginde değişiklik olması enfeksiyon belirtileridir. Derhal bir hekime başvurmalı ve gerekli tedaviye başlanmalıdır. Enfeksiyon yoksa sık idrara çıkma normaldir. Geceleri tuvalete kalkmak zor geliyorsa, geceleri daha az su içilmelidir.

3.Vaginal Akıntı :

Normalde gebelerde artan östrojen miktarına bağlı olarak, kokusuz, kaşıntı yapmayan yumurta akı kıvamındaki akıntı görülür.

– Kokulu, vajende yanma, kaşıntı yapan sarı-yeşil veya kesilmiş süt kıvamında beyaz renkli akıntı enfeksiyon belirtisidir.

Öneri:

– Her gün iç çamaşırı değiştirilmelidir.

– Tuvalet temizliğine dikkat edilmelidir (hazneden makata doğru).

– Vajenin içi yıkanmamalıdır.

– Enfeksiyon belirtisi varsa mutlaka bir hekime başvurulmalıdır

– Vaginal deodorantlar ve parfümlü sabunlar kullanılmamalıdır.

4.Varis Oluşumu:

Gebelikte büyüyen uterusun yaptığı basıya bağlı olarak, bacaklarda, labium majör ve labium minörlerde varis meydana gelebilir.

Öneri :

– Uzun süre ayakta durulmamalıdır.

– Önceden varis varsa veya gebelikte ortaya çıkmışsa gebeliğin erken döneminden itibaren elastik varis çorabı giyilmelidir.

– Bacaklar yükseğe kaldırılarak dinlendirilmelidir.

– Ayaklara düzenli egzersiz yapılmalıdır.

– Dolaşımı artırmak için ayak bileklerine daireler çizdirilebilir.

5.Ödem:

Hormonların etkisiyle vücutta su tutulması, gebelikte görülen ödemin nedenidir. Gebeliğin geç döneminde sadece bacaklarda ortaya çıkan ödem tedavi gerektirmez. Ödem; sabahları, el, yüz ve bacaklarda meydana geliyorsa, gebelik zehirlenmesi belirtisidir. Tedavisi gerekir.

Öneri

– Uzun süre ayakta durulmamalıdır.

– Sıkı-lastikli çorap ve iç çamaşırı giyilmemelidir.

– Bacaklar yükseğe kaldırılarak dinlenilmelidir.

6. Bacak Krampları:

Kaslarda ani kasılmalara kramp denir. Kalsiyum ve fosfor fazlalığı sonucu ortaya çıkar.

Öneri :

– Bacaklara masaj yapılmalıdır.

– Bölgesel (kramp giren yerlere) sıcak uygulanır.

– Uyanırken bacaklar aniden gerilmemelidir.

– Yürürken önce topukla yere basılmasına dikkat edilmelidir.

7. Memelerde Hassasiyet:

Erken ve geç gebelik döneminde rahatsızlığa neden olabilir.

Öneri :

24 saat süre ile uygun sütyen kullanılmalıdır. Sütyen, kan dolaşımını sağlayarak hassasiyeti azaltır.

8.Kabızlık ve Hemoroid Oluşumu:

Hormonal etki ile mide-barsak hareketlerinin gebelikte yavaşlaması ve büyüyen uterusun rektum üzerine yaptığı bası sonucu kabızlık ve hemoroid gelişir.

Öneri :

– Bol çiğ sebze ve meyve yenmelidir.

– Her gerektiğinde beklemeden tuvalete gidilmelidir.

– Sabah aç karnına bir su bardağı ılık şekerli su içilmesi yarar sağlar.

– Bol sıvı gıda alınmalıdır. Örneğin su, çorba, sulu yemekler.

– Kuru kayısı, kuru erik, kuru incir kompostolarının içilmesi kabızlığı önleyebilir.

– Düzenli jimnastik yapılmalı ya da haftada 3 gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır.

– Verilen demir ilaçları tok karnına, bol sıvı ile alınabilir.

Gebelik Takibi Nedir ?

Anne ve bebeğin tüm gebelik süresince; düzenli aralıklarla gerekli muayene ve önerilerde bulunarak dikkatli bir şekilde, bir sağlık personeli tarafından izlenmesidir.

Gebelik Takibi Neden Önemlidir?

  1. Gebelik yaşını doğru saptayıp, bebeğin gelişimini doğuma kadar izlemek.
  2. Annede mevcut olan ve gebelik sırsında şiddetlenebilecek hastalıkları saptamak, gerekli tedaviyi yapmak.
  3. Gebeliğe bağlı ortaya çıkabilecek sorunları önceden saptayıp bu sorunları önleyici tedbirleri almak ve gerekli tedaviyi sağlamak.
  4. Anne karnındaki bebekte var olabilecek yapısal bozuklukları erken gebelik döneminde saptamak. Gerekli durumlarda anne karnında tedavi etmek.
  5. Anneyi gebelik, doğum, loğusalık ve bebek bakımı konularında eğitmek. Gerektiğinde psikolojik destek sağlamak.

Bir Gebe İlk Kez Ne Zaman Hekime Başvurmalıdır ?

Anne adayı, gebe kaldığını fark eder etmez şikayeti olmasa da hekime başvurmalı, ilk muayenesini yaptırmalıdır.

Bu muayenenin amacı; anne ve bebek için risk faktörlerinin olup olmadığını saptamak, gebelik takip planını yapmak, bu takip planı çerçevesinde yapılacak muayeneler ve testler konusunda anne adayını bilgilendirmektir. “Gebe Takip Kılavuzu” bu muayene sonrasında doldurulup gebeye verilir.

İlk Gebelik Muayenesinde Neler Yapılır?

  1. Gebelik doğrulanır.

İlk muayenede gebeliğin varlığı kesinleştirilir. Vaginal muayene ve ultrasonografi ile gebelik yaşı saptanır. Vaginal ultrasonografi ile son adetin ilk gününden sonraki 5-6. haftada uterus içinde gebelik kesesi, 7- 8. haftada ise bebeğin kendisi ve kalp aktivitesi görülebilir.

Bu dönemde yapılan ultrasonografi ile gebelik tanısı dışında;

– Çoğul gebelikler

– Rahim ve yumurtalıklarda kitle varlığı ( miyom, kist gibi )

– Dış gebelik olup olmadığı anlaşılır.

  1. Gebeden gerekli bilgiler alınır. Gebeliğin “riskli gebelik” olup olmadığı anlaşılır.
  1. Önceki gebeliklerle ilgili bilgiler

– Ölü doğum veya yenidoğan bebek ölümü öyküsü ,

– Gebeliklerin nasıl sonuçlandığı (erken doğum, arka arkaya 3 veya daha fazla düşük),

– Bebeğin doğum kilosu (4000g üzerinde ve 2500g altında bebek doğumu)

– Gebelik süresince ortaya çıkan şikayetler (tansiyon yüksekliği, preeklampsi-eklampsi, suların erken gelmesi, gebelik şekeri)

– Üreme sistemi ile ilgili geçirilen ameliyatlar (serklaj, klasik sezaryen)

  1. Bu gebelikte ortaya çıkan şikayetler

– Gebenin 16 yaşından küçük, 40 yaşından büyük olması

– Vaginal kanama

– Üreme organlarında kitle, miyom, kist varlığı

– Vaginal akıntı

– Tansiyon yüksekliği

  1. Anne adayının;

– Daha önce geçirdiği hastalıklar (şeker, tansiyon yüksekliği, kalp hastalığı, böbrek hastalığı)

– Üreme sistemini ile ilgili geçirilen meliyatlar (miyomektomi, konizasyon, kollum amputasyonu, septum rezeksiyonu)

– Sürekli kullandığı ilaç,

– Sigara içimi

– Alkol alımı

– Eşi ile akrabalık ilişkisi

  1. Anne ve baba adayının ailelerinde:

– Kalp hastalığı,

– Şeker,

– Kalıtsal hastalık varlığı sorulur.

3.Fizik Muayene

Anne adayının tüm sistem muayeneleri yapılır. Kan basıncı, vücut ağırlığı, boyu ölçülüp kaydedilir. Ödem, varis, meme kontrolü yapılır.

4.Laboratuvar Tetkikleri:

İlk kez başvuran anne adayına yapılması gereken testler;

Kan grubu ; Anne ve baba adaylarının kan grupları belirlenerek, doğacak bebekte kan grubu uyuşmazlığı riski saptanır.

Anne kan grubu RH (-), baba kan grubu RH (+) olan her bebekte Rh uyuşmazlığı gelişecek anlamına gelmemekle birlikte gebelik sırasında İndirekt Coombs testleri ile takip uygundur.

Doğumdan hemen sonra bebek kan grubu ve Direkt Coombs testine bakılır. Bebek kan grubu RH (+) ve Direkt Coombs testi (-) ise, anneye doğumdan sonraki 72 saat içinde Anti IgD aşısı yapılarak daha sonraki gebeliklerinde bebeklerin kan uyuşmazlığından etkilenmesi önlenir

Serolojik Testler :

HBsAg anne adayının hepatit (sarılık) geçirip geçirmediğini saptamak için yapılan testtir. Eğer anne adayında HBsAg (+) ise, doğum sırasında bebeğe geçme riskini önlemek için doğumdan hemen sonra bebeğe hiperimmünglobulin ve aşı yapılmalı, aşı doğumdan sonraki 2 ve 6. aylarda tekrarlanmalıdır. Halen Sağlık Bakanlığı’nın önerisi ile tüm yenidoğanlara aşı yapılmaktadır. HBsAg (-) olan gebelere, hastalığa karşı koruyucu olarak hepatit B aşısı yaptırmaları önerilir.

Rubella (Kızamıkçık): Gebenin kızamıkçık geçirip geçirmediğini saptamak amacı ile Rb IgG bakılabilir. Eğer geçirmemiş yani Rb IgG(-) ise gebeliği boyunca dikkatli olması gerekmektedir. En doğru olan gebelik öncesi Rb IgG bakılması ve (-) ise anne adayına aşı yapılmasıdır.

Fetal Muayene – Bebeğinizin Muayenesi

Ultrasonografi, yüksek frekanslı ses dalgalarının gönderilmesi ve gönderilen dokudan geri dönen ses dalgalarının bir ekrana yansıtılmasıyla görüntü elde edilmesi esasına dayanan, röntgen ışınları içermeyen bir yöntemdir. Ultrasonografinin anne karnındaki bebek üzerine olumsuz etkisini gösteren bir veri yoktur ve gebelik döneminde güvenle uygulanabilmektedir. Buna karşın gebelik dönemindeki ultrasonografi, tüm diğer tıbbi yöntemler gibi, ancak gerekli olduğu hallerde, bu konuda uzman ve yeterince bilgili kişiler tarafından ve uygun ekipmanlar kullanılarak yapılmalıdır.

Gebelik süresince yapılan ultrasonografi incelemeleri, gerek fetus (doğmamış bebek), gerekse anne adayının durumu hakkında kesin olmayan, ancak hekimin izlemesinde yardımcı olabilecek bulguların elde edilmesini sağlar. Usulüne uygun yapıldığı takdirde bu tetkikin bildirilmiş bir yan etkisi yoktur.

Anne karnındaki bebeğin sayısının, pozisyonunun, sıvısının, yaşayıp yaşamadığının, gebelik yaşı tayini, iç organlarının, dolaşımının, gelişiminin ve plasentasının değerlendirilmesi, bir Down sendromu tarama testi olan ense saydamlığının ölçülmesi ve burun kemiğinin araştırılması, ikiz gebeliklerde plasenta sayısının ve kese sayısının belirlenmesi amacıyla kullanılır. Vaginal yolla yapılan ultrasonografi, acı ya da rahatsızlık verici bir işlem değildir. Annede enfeksiyon ya da düşük gibi riskler taşımaz. Kural olmamakla birlikte daha çok, erken gebelik haftalarında, ilk 3 ay içinde gebelik tanısı, gebeliğin iç mi dış mı olduğu, gebeliğin yaşı, embriyo sayısının tespiti, embriyonun yaşayıp yaşamadığı ve bebeğin iç organlarının ve büyümesinin değerlendirilmesi için kullanılır. İlerleyen gebelik haftalarında, erken doğum eylemi tanısında ve taranmasında rahim ağzı boyunun ölçülmesi ve plasentanın önde gelip gelmediğinin araştırılması için kullanılır. Ayrıca çok sık olmamakla beraber gebeliğin son aylarında, başın doğum kanalına yerleştiği durumlarda kullanılabilir.

Gebelik takipleri sadece ultrasonografi ile yapılmaz. İdeal olanı: gebeliğin ilk anlaşıldığı günden sonraki haftada, ayrıca 12, 22, 32 ve 38. haftalar civarında ve doğum öncesinde kurallarına uygun olarak ultrasonografi tetkiki yapılmasıdır. Şartları elvermeyenler için bu sayı üçe veya daha az sayıya indirilebilir.

Bir Gebe Gebelik Boyunca Kaç Kez Muayene Olmalıdır?

– İlk ya da erken dönem muayenesi: Gebelik yaşının ve embriyo sayısının belirlenmesi için, bebeğin yaşayıp yaşamadığını, iç ya da dış gebelik tanısını koymak için

– 11-14. haftalar arasında: Ense deri saydamlığı, burun kemiği varlığı ve bebekteki büyük anormalliklerin tespiti için

– 22-24. haftalar arasında: Bebekte anormallik varlığını, plasentanın yerini araştırmak ve rahim ağzı boyunu ölçmek için

– 32. haftada: Bebeğin büyümesini değerlendirmek için

– 38.haftada doğum zamanı gelen annenin ve bebeğin durumunun değerlendirilmesi

olmak üzere, toplam 5 kez MUTLAKA hekimi tarafından görülmelidir. Bu haftalarda yapılacak olan ultrasonografi muayenesi ve kan testleri bebeğin yapısal anomalilerinin saptanması, anne adayında gelişebilecek gebelik zehirlenmesi ve gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığının erkenden tanınması, bebek gelişiminin değerlendirilmesi için GEREKLİDİR.

Bu muayeneler dışında hekim gerekli görür ise veya gebede normal dışı bir belirti olur ise ortaya çıkan yeni tabloya bağlı olarak ek muayeneler yapılabilir.

Muayene edildiğiniz yerde bahsedilen muayene yöntemlerinin bulunmaması halinde, bu muayene imkanlarının nereden sağlanabileceği konusunda ebe veya hekiminizden bilgi alınız.

Ancak, bu muayenelerin sayısı ve sıklığı, hekim tıbbi nedenlerle gerekli gördüğü takdirde arttırılabilir. Ultrasonografi, anne karnındaki bebeğin sağlığı ve durumuyla ilgili bize çok değerli bilgiler vermekle birlikte, gelişmekte olan fetusun tüm hastalıklarının tanısı ultrasonografi ile konamaz. Ultrasonografi ile büyük fetal anormalliklerin pek çoğu tanınabiliyor olmakla birlikte, bebeğin gelişimin değerlendirilmesi ve küçük fetal anormalliklerin tanısındaki değeri daha az nettir. Ultrasonografi ile tanısı konamayacak pek çok genetik ve gelişimsel bozukluklara bağlı hastalıklar vardır. Ayrıca fetus anne karnında gelişmesini 9 ay boyunca sürdürdüğünden bazı hastalıklar gebeliğin ilerleyen haftalarında ortaya çıkabilir. Bu hastalıkların daha önceden ultrasonografiyi yapan hekim tarafından görülmemesi, her zaman hekimin bu hastalığın tanısını atladığını göstermez. Yapılan ultrasonografinin bebekteki anormallikleri tespit olasılığı, yapan kişinin tecrübesine ve ultrason ekipmanlarının teknik özelliklerine göre %20 ile 80 arasında değişmektedir.

Gebeliğin üçüncü ayından itibaren yukarıdakilere ek olarak bazı hastalıklar için taramalar yapılabilir ve kesin olmamakla birlikte, fetusta kromozom sayısı ile ilgili bir sorun olma olasılığı ve bazı anormalliklerin mevcudiyeti saptanabilir. Ultrasonografinin yapıldığı bu haftalarda var olmayan bir sorun daha sonraki dönemlerde ortaya çıkabilir veya var olduğu halde fetusun küçüklüğü veya olgunun özelliğinden dolayı görüntü kalitesinin tam olmaması nedenleri ile görülmeyebilir.

Yaklaşık %2 gebede fetal anomaliye rastlanmaktadır. Gebeliğin 10-14 haftalarında yapısal anomalilerin yaklaşık %40’ı, 22-24 haftalarında %80’i ultrasonografi ile ortaya konulabilmekte ve tanınabilmektedir. Ancak bunlardan önemli ve gebelik seyrini değiştirecek yapısal anomalilerin olanlarının çoğu tanınabilmektedir. Bunların daha ileri araştırmaları, gelişmiş merkezlerde ve Perinatoloji uzmanlarınca yapılır ve olası sorunların tanınabilir. Ancak yine de %100 oranında sonuç almak imkan dahilinde değildir. Ancak belirti ya da ultrasonografi bulguları varlığında şüphelenilebilmekte ve tanı konulabilmektedir.

Ayrıca, yapılan taramalarda zaman zaman (yaklaşık %10 oranında), aslında var olmayan bir sorun, varmış gibi görülebilir ve endişe yaratabilir. Hatta bazen gebelik sona yaklaştıkça fetusun organlarının büyümesi ile önceleri görülmeyen anormallikler görünür hale gelebilir, ilk incelemede var olmayan yeni bir bulgu ortaya çıkabilir veya bu bulgunun ortaya çıkışı doğumdan sonraki döneme kadar sarkabilir.

Sonuç olarak gebelik sırasında yapılan ve normal olarak addedilen ultrasonografi incelemesi, o sırada yapılan muayenede gözlenen bir sorun olmadığının ifadesidir. Karışık ve şüpheli durumlarda hekimler birbirlerinden yardım isteyebilirler.

11-14. Hafta Gebelik Muayenesi

Bu gebelik haftaları arasında ultrasonografi ile bebeğin;

– Kafa çapı

– Baş-ard mesafesi ölçülerek gebelik yaşı saptanır.

– Mide,

– İdrar torbası,

– Kollar/ bacaklar,

– Eller/ayakların,

– Burun kemiğinin varlığı görülür.

– Omurganın,

– Karın duvarının yapısı incelenir.

– Ense kalınlığı ölçülür.

Ense kalınlığının artışı Down Sendromu’nun yanı sıra kalp anomalileri ve genetik hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Eğer çift ister ise; ense kalınlığı anne kanında bakılan Beta-HCG ve PAPP-A hormonlarının düzeyleri ile birlikte değerlendirilerek çiftin Down Sendrom’lu bebeğe sahip olma riski hesaplanır. Bu tarama testi ile Down Sendrom’lu bebeklerin % 90’i saptanabilir.

Bu muayene sırasında; Rh(-) olan gebelerde uyuşmazlık riskini saptamak amacı ile İndirekt Coombs Testi yapılır.

Gebe herhangi bir nedenle hekime müracaat etmekte gecikti ise; 15-20. gebelik haftaları arasında 11-14. gebelik haftasında yapıldığı gibi ultrasonografi ve kan testleri yapılır. Şayet 11-14 hafta muayenesi atlandı ise; Down Sendromu taraması amacı ile üçlü biyokimyasal test yapılır. Bu amaçla 16-18. gebelik haftasında anne kanında bakılan total HCG, serbest Östriol ve Alfafetoprotein adlı hormon düzeyleri anne yaşı ve gebelik haftası ile birlikte değerlendirilerek bebeğin Down Sendromlu olma riski saptanır. Bu test ile Down Sendrom’lu bebeklerin %64’ü saptanabilir.

Tarama Testleri: Down Sendromlu bebek için test yaptıran gebeye özgü riski belirler. Örneğin tarama testi sonucu 1/315 çıkmış ise, bu testi yaptıran gebe ile aynı yaş kilo ve gebelik haftasındaki 315 gebeden 1’inin bebeğinin Down Sendromlu olabilme ihtimalini gösterir. Başka bir deyişle 315 gebeden 314 tanesinin bebeği normal olacaktır. Bu testler sadece riski gösterirler, kesin tanı için 1. trimesterde bebeğin eşinden örnek (CVS), 2. trimesterde ise bebeğin etrafındaki sıvıdan (amniosentez) örnek alıp genetik çalışma yapılması gerekir. CVS ve amniosentez ultrasonografi altında annenin karnından ince bir iğne yardımı ile ve ağrısız olarak yapılır. Her iki işlem sonrası % 0.5-1 düşük riski vardır. Bu işlemler, hekimin işlem konusunda yeterli bilgi vermesini takiben gebe ve eşi tarafından istenir ise yapılır. Hiçbir hekim bu konuda yönlendirici olmamalıdır. Karar gebe ve eşi tarafından verilir ve işlem öncesi aydınlatılmış onam formu imzalanır.

22-24. Hafta Gebelik Muayenesi

Bu haftalarda yapılan ultrasonografi ile bebeğin ;

– Baş çapı, çevresi, karın çevresi, uyluk kemiği uzunluğu (femur uzunluğu) ölçülerek gebelik gelişimi değerlendirilir.

– Kafa içi yapılar,

– Yüz, dudaklar,

– Omurga,

– Göbek kordonunun karın boşluğuna giriş yeri incelenir.

– Plasentanın yerleşim yeri saptanır.

– Kalp,

– Mide,

– Böbrekler,

– İdrar torbası,

– Kollar/bacaklar,

– Eller/ayakların varlığı görülür.

– Rahim damarlarının akımları incelenerek ilerleyen gebelik haftalarında preeklampsi ve bebeğin gelişme geriliği öngörülebilir. Böylelikle bebekteki belirgin yapı anormallikleri erken gebelik döneminde saptanabilir.

50g glukoz tarama testi ile gebelikte şeker hastalığı taraması yapılır. Bu test için günün herhangi bir saatinde 50g glukoz içiminden 1 saat sonra kan şeker düzeyi ölçülür. Kan şeker düzeyi 140mg/dl ve üzerinde ise 100g glukoz ile oral tolerans testi yapılır tanı bu test sonuçlarına göre konur.

Kan sayımı yapılarak; kansızlık varlığı veya riski araştırılır. Rh(-) gebelerde Indirekt Coombs Testi tekrarlanır.

32 ve 38. Hafta Gebelik Muayenesi

– Baş çevresi, karın çevresi ve uyluk kemiği ölçülerek gelişimi değerlendirilir.

– Plasentanın yerleşim yeri,

– Bebeğin etrafındaki sıvı miktarı

– Bebeğin rahim içindeki pozisyonu belirlenir.

Rh(-) gebelerde Indirekt Coombs Testi tekrarlanır. HBSAg(-) saptanan ve aşı yaptırmamış olan gebelerde HBSAg testi tekrarlanır.

Bu muayenelerin yanı sıra her hekim ziyaretinde;

– Kan basıncı,

– Ağırlık ölçülür.

– Ödem ve varis varlığı araştırılır.

Eğer gebe belirtilen muayeneleri yaptırabileceği olanaklara sahip değilse, ulaşabildiği sağlık kuruluşunda;

– Kan basıncı.

– Ağırlık ölçülür.

– Karın duvarının elle muayenesi ile rahmin büyümesi izlenerek, bebeğin büyüklüğü ve amnion sıvısının miktarı hakkında bilgi edinmeye çalışılır. Rahim üç aydan sonra karın duvarından elle hissedilebilir. Bebeğin rahim içindeki duruşu başının, makat ve sırtının bulunduğu yer saptanır. Bu muayeneye Leopold manevrası denir.

– Bebek kalp sesleri dinlenir.

– Ödem, varis varlığı kontrol edilir.

Gebelik boyunca yapılan tüm muayeneler, testler, uygulanan tedaviler sorumlu sağlık mensupları (hekim/ebe-hemşire) tarafından gebede bulunan “Gebe İzlem Formu” na eksiksiz olarak işlenmelidir.Bu form gebeler tarafından her başvurdukları sağlık kuruluşuna götürülmeli ve gerekli bilgilerin kaydedilmesi sağlanmalıdır.

Bir Gebe Nasıl Beslenmelidir?

Besin grupları Normalde Gebelikte Emziklilikte
1.Et, kurubaklagil, yumurta: Her çeşit et, tavuk, balık, kuru fasülye, nohut, mercimek vb. 2 porsiyon;2 yumurta 1 porsiyon,1 et veya kuru baklagil yemeği veya etli sebze yemeği 1 porsiyondur. 1 porsiyon daha fazla 1-2 porsiyon daha fazla
2.Süt ve süt ürünleri(süt, yoğurt, peynir) 2 porsiyon;1 su bardağı süt veya yoğurt 1 porsiyondur,2 kibrit kutusu kadar peynir veya çökelek 1 porsiyondur 1 porsiyon daha fazla 1 porsiyon daha fazla
3.Tahıllar:(ekmek,pirinç, bulgur, makarna, şehriye, börek, tarhana vb.) Hiç veya 1 porsiyon(3-6 dilim ekmek) 1 dilim ekmek daha fazla 1 dilim ekmek daha fazla veya 1 porsiyon pilav daha fazla
4.Taze sebze ve meyve 3-4 porsiyon;en az bir porsiyon yeşil yapraklı sebzelerden, turunçgillerden veya domatesten 1-2 porsiyon daha fazla 2 porsiyon daha fazla

Sağlıklı bir gebelik ve sağlıklı bir bebek doğumu için dengeli beslenme şarttır. Gebelikte günlük kalori ihtiyacına 350 Kcal/ gün ilave edilir.

Her gebe günde ; 80g protein,

1,5g Kalsiyum

30-60g Demir.

A, B1, Bve C vitamini almalıdır.

Örneğin :

2 su bardağı süt veya 1 kase yoğurt veya 2 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir.

1 porsiyon et veya balık veya karaciğer veya kuru fasulye, mercimek gibi kuru baklagiller veya 1 yumurta.

Meyveler; 2-3 elma, portakal içeren bir diyet gerekli ek kalori, protein ve demir ihtiyacını karşılar.

Gebelikte önemli olan fazla gıda almak değil, dengeli gıda almaktır. Üç öğün arasında ek öğünler alınarak enerji ihtiyacının düzenli karşılanması sağlanır.

Tüm gebelik boyunca alınması gereken ideal kilo 10-12 kg ‘dır.

Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren besinler mümkün olduğu kadar seyrek tüketilmelidir.

D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının direk cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle güneşlenmeye özen gösterilmelidir.

Mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır.

Kansızlığı önlemek için yemeklerle birlikte çay içilmemeli, kahve sayısı en fazla iki fincan ile sınırlanmalıdır. Kola ve hazır meyve suları içilmemelidir.

Doktora danışılmadan ilaç kullanılmamalıdır.

Yeterli ve düzenli beslenen gebelerde ek vitamin ve kalsiyuma ihtiyaç yoktur. Demir eksikliği anemi riski saptanır ise ( Hb <11g/dl ve MCV<80fl ) demir ilaçları alınabilir.

Gebelerde Meme Bakımı Nasıl Yapılır?

Meme bakımı 7.ayda başlamalıdır.

– Meme uçları günde 2 kez temiz bir bez, pamuk veya tülbentle, ılık sabunlu suyla yıkanıp, kurulanmalıdır.

– Meme başları içe çökükse, masaj yapılarak dışarı çıkarılmaları sağlanmalıdır.

– Meme başlarının yumuşaması ve çatlak oluşumunu önlemek için; yumuşatıcı pomatlar sürülebilir.

– Anne adayına emzirme tekniği gösterilmelidir.

Gebelikte Diş Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?

Gebelikte ; kalsiyum eksikliğine bağlı çürük oluşumu ve her gebeliğin bir dişin kaybına neden olduğu düşüncesi yanlıştır.

Gebelikte ; tükürük birleşimindeki değişiklik, gebelik öncesinde var olan çürüklerin ilerlemesini hızlandırır. Diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamasına rağmen, dişler düzenli fırçalanmalıdır.

Gebelikte ; her türlü diş tedavisi (diş apse tedavisi, diş çekimi ) yapılabilir. Uzun sürecek tedaviler (kanal tedavisi gibi) 6. aydan sonraya bırakılır.

Gebe Banyo Yaparken Nelere Dikkat Etmelidir?

– gebelikte banyo duş şeklinde yapılmalıdır.

– Çok sıcak veya soğuk olmayan su tercih edilmelidir.

– Sık duş almaya özen gösterilmelidir.

– Vajenin içi asla yıkanmamalıdır.

– temiz olmak şartıyla gebelik boyunca suda yüzülebilir.

– Ancak dalmak tehlikelidir.

Gebelikte Cinsel İlişki Tehlikeli midir?

Cinsel ilişki ; gebeliğin ilk yarısında düşüğe, son yarısında ise erken doğuma neden olabilir. İlişki sonrası kramp tarzında karın ağrısı, karında sertleşme, vaginal kanama, düşük veya erken doğum belirtileridir. Bu tür belirtiler görüldüğünde ilişki yasaklanır.

Ancak; vaginal mikrobik akıntısı bulunmayan ve ilişki sonrası hiçbir şikayeti olmayan gebelerde haftada en fazla 3 kez ilişkiye izin verilir. Vaginal mikrobik akıntısı olan gebelerde; ilişki ile mikroorganizmalar uterus içine doğru taşınarak erken doğum eylemine neden olabilirler.

Gebe, Seyahate Çıkabilir mi?

Gebelik sırasında; düşük tehdidi, erken doğum bulguları yoksa; otomobil, tren, otobüs, uçakla yapılacak seyahatler gebelik için tehlikeli değildir. Ancak uzun süren yolculuklarda araç içinde (uçak ve tren seyahatlerinde) veya molalar (otobüs seyahatlerinde) sırasında yürüyüş yapılarak bacaklarda dolaşımın düzenlenmesi sağlanmalıdır.

Dış Genital Organların Temizliği Önemli midir?

Dış genital organları tuvalette önden arkaya doğru temizlemeye dikkat edilmelidir. Her gün iç çamaşırı değiştirilmeli ve iç çamaşırı pamuklu olmalıdır.

Gebelikte Sigara İçilebilir mi?

Gebelikte fazla sigara içimi; düşük doğum tartılı bebek doğumuna, ölü doğuma, plasentanın önde yerleşmesi ve erken ayrılmasına neden olur. Anne adayı gebeliği süresince sigarayı bırakmalıdır.

Gebelikte Alkol Almak Doğru mudur?

Alınan alkol miktarına bağlı olarak, bebekte gelişme bozuklukları ortaya çıkar. Gebelikte alkol alınmamalıdır.

Gebelikte Egzersizin Faydası Var mıdır?

Gebelikte; uterusun büyümesi ve vücut ağırlığının artmasına bağlı olarak vücudun duruşu değişir. Vücut duruşundaki değişiklik bel, sırt ağrılarına neden olur:

– Gebelikte ortaya çıkan duruş bozukluklarının gidermek,

– Sırt ağrılarını azaltmak,

– Doğum sırasında gerekli soluma ve gevşemeyi öğretmek,

– Karın ve perine kaslarının elastikiyet ve kuvvetini arttırmak,

– Anne adayını ruhsal olarak doğuma hazırlamak,

– Anne adayının bilinçli olarak doğuma yardımını sağlamak ve doğumu kolaylaştırmak amacıyla, gebelikte egzersiz yapılmalıdır.

Gebelikte Egzersizlere Ne Zaman Başlanmalıdır?

İlk üç aydan sonra egzersiz programına başlanmalı ve haftada bir kez düzenli olarak doğuma kadar devam edilmelidir.

Egzersiz Programını Kim Düzenlemelidir?

Her kadın psikolojik ve fiziksel açıdan farklıdır. Bu nedenle her gebe bir fizyoterapist tarafından değerlendirilmeli ve egzersiz programı planlanmalıdır.

Doğum Öncesi Yapılan Egzersizler Hangileridir?

  1. Solunum Egzersizleri;

a) Derin karın solunumu

b) Derin göğüs solunumu

c) Gırtlak solunumu

  1. Gevşeme egzersizleri
  2. Sırt ve bel ağrılarını azaltmak amacı ile yapılan egzersizler.

Doğum Öncesi Yapılan Egzersizlerin Amacı Nedir?

Solunum egzersizleri doğumun ikinci döneminde ağrılar esnasında anne adayının nefesini kontrollü kullanarak, etkili bir biçimde ıkınmasını sağlar.

Gevşeme egzersizleri; doğumun ağrısız döneminde, anne adayına nasıl gevşeyeceğini öğreterek bebeğin doğumu için gerekli enerji birikimini sağlar ve gücünü yararlı olarak kullanmasına yardımcı olur.

Anne Adayı İçin En Uygun Gevşeme Pozisyonları Hangileridir?

a)Sırt üstü : Baş altında ince bir yastık, dizler bükülü ve diz altında yastık olmalı ayak doğal pozisyonda durmalıdır.

b) Yan : Baş altında yastık, gövde öne doğru, arkadaki kol düz yanda,bacaklar hafif bükülü ve bacaklar arasında yastık olmalıdır.Öndeki kol bir yastık üzerinde desteklenebilir

Gevşemeyi yapabilen kişi doğumun ilk devresinde uterusun açılmasına yardımcı

olacaktır

Sırt ve Bel Ağrılarını Azaltan Egzersizler Hangileridir?

1) Pelvik Tilt : Gebe sırt üstü dizler bükülü yatar. Baş altında ince bir yastık vardır, elini yatağa doğru bastırıp 10’a kadar sayar ve gevşer. Bu egzersizi otururken ve ayakta iken yapar.

2) Pelvik tilt ile birlikte anne adayı dizlerini karnına doğru çeker ve düzeltir. Dizlerini düzeltirken nefes alır karnına çekerken verir.

3) Sırt üstü yatar dizler bükülü pozisyonda iken başını kaldırıp dizlerine doğru bakar ve bırakır. Başını indirirken nefes alır, kaldırırken verir. Bu egzersiz yine pelvik tilt ile beraber yapılmalıdır.

4) Anne adayı yine dizler bükülü sırt üstü yatarken tüm sırtını yatağa bastırır, 10’a kadar sayar ve gevşer.

5) Yine aynı pozisyonda kalçalarını sıkarak birbirine birleştirmeye çalışır, 10’a kadar sayar ve gevşer.

6) Sırt üstü yatarken bacaklarını çaprazlar bir evvelki egzersizi yineler.

7) Sırt üstü dizler bükülü, dizlerini yana açarak yere değdirir ve gevşer.

8) Sırt üstü dizler bükülü, bir sağ bir sol yana bacakları değdirme. Bu hareket tek bacakla da yapılabilir ( bir sağ bacak bir sol bacak ).

9) Anne adayı eller ve dizler üzerinde sırt düz olarak harekete başlar. Sırtını kamburlaştırıp başını aşağı bükerken nefes verir, sırtını düzeltip çukurlaştırarak başını yukarı kaldırırken nefes alır.

10) Bebeğin büyümesi, ağırlığın artması ile bacaklarda ağrı ve dolaşım bozuklukları oluşabilir. Bunu önlemek için anne adayı sırt üstü ayaklarını yastıkla yükselterek yatar ve bilekten ayağı aşağı yukarı çeker ve ayak bileğinden dairesel hareketler yapar.

11) Bağdaş kurarak oturur. Ellerle dizlerini yere doğru esnetir ve bırakır. Aynı hareket ayak tabanları bitişik olarak tekrarlanır.

12) Ayaklar 20 cm. aralı iken bacakları kalçadan dışa çevirir, çömelir ve kalkar.

13) Ayna karşısına geçer ve vücut duruşunu düzeltir.

Anne Adayı Günlük Hareketlerde Nelere Dikkat Etmelidir?

1.Ev işleri yaparken, toz alırken, yerleri temizlerken dizleri üzerinde durmalıdır.

2.Sırt üstü yatarken kalkıp oturmak için önce yan dönüp sonra kollardan kuvvet alarak kalkmalıdır.

3.Sandalyeden, ağırlığını bacaklarına verip destek alarak kalkmalıdır.

Anne Adayının Yapmaması Gereken Hareketler Nelerdir?

1.Ani hareketler,

2.Ağır kaldırmak,

3. Gebeliğin son döneminde çömelerek oturmak veya iş yapmak.

Egzersizler Günde Kaç Defa Yapılmalıdır?

Egzersizlerin her biri düzenli olarak her gün 5-6 kez tekrarlanmalıdır.

Daha önceden egzersiz yapmakta olan gebeler ağır olmamak şartı ile aynı egzersiz programına devam edebilir.

Gebelikte Aşı Yapılabilir mi?

Gebelikte, tetenoz aşısı yapılabilir. Eğer son 5 yıldır tetenoz aşısı yapılmamışsa; anne adayı ile ilk karşılaşmada ilk doz, bundan en az 4 hafta sonra 2. doz aşı yapılır, aşı doğumdan altı ay sonra tekrarlanır. Böylece anne ve doğacak bebekler 10 yıl süre ile bağışıklık kazanır. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık aşıları gebelikte kesinlikle yapılmaz.

Gebenin Acilen Hekime Başvurmasını Gerektiren Durumlar Nelerdir?

1.Ani vaginal kanama

2.İnatçı kusmalar

3.Yüksek ateş

4.İdrar yaparken yanma, sızı.

5.Şiddetli karın, bel, kasık ağrısı

6.El ve yüzde şişme

7.Ani görme bozukluğu, göz önünde siyah noktaların uçuşması

8.İdrar miktarında azalma

9.Baş ağrısı

10.Vajenden ani, bol miktarda sıvı gelmesi (amniyon kesesinin açılması)

11.Bebek hareketlerinin azalması halinde (normalde >10 / gün)

12.Kilo alımının durması

13.Renkli, kokulu vaginal akıntı olması halinde gebe hiç vakit kaybetmeden hekime başvurmalıdır.

Doğumun Başladığını Haber Veren Belirtiler Hangileridir?

1.Bel ve sırt ağrıları: Büyüyen uterusun ağırlığı nedeniyle vücudun ağırlık merkezi öne doğru kayar. Bu durumda bel kavsi artar ve fazla yük altında kalan bel ile sırtta künt ve devamlı ağrı hissedilir. Bunlar yalancı ağrılardır. Gerçek ağrılar belirli aralıklar ile gelir, karın kasılması-sertleşmesi ile birlikte ve sırt-bel bölgesinde kramplar şeklinde hissedilir.

2.Kanlı akıntı: Uterus girimini tıkayan salgı tıkacı; bu bölgenin çok az açılması sonucu oradaki damarlardan bulaşan kanla birleşerek kanlı bir sıvı (Nişan) şeklinde vajenden dışarı akar.

3.Su kesesinin açılması: Başka hiçbir belirti olmadan sadece su kesesinin açılması doğumun başlayabileceğinin belirtisidir. Aniden bol miktarda suyun vajenden dışarıya akması su kesesinin açıldığını gösterir.

Normal gebelik süresi son adet tarihinin ilk gününden itibaren 280 gün (10 gebelik ayı- 28 günlük lunar ay- veya 40 haftadır) 38-42. haftalar arasındaki doğumlar normal süreyi gösterir.

Erken doğum: 22. ile 38. haftalar arasındaki doğumlara denir

Geç doğum: Beklenen doğum tarihinden sonraki günlerde gerçekleşen doğumlardır.

Gerçek Doğum Ağrılarının özellikleri Nelerdir?

Gerçek doğum ağrıları: 10 dakika içinde 2-3 kez gelen, 45-50 saniye süren, karında sertlik oluşturan şiddetli ağrılardır. Düzenlidir, sadece bir noktada hissedilmez; belde, kasıkta ve karında her noktada aynı şekilde hissedilir, şiddetleri giderek artar.

Ağrısız Doğum Yapılabilir mi? Anne arzu ettiği taktirde hiç ağrı duymadan da doğum yapabilir. Annenin ağrı hissetmemesi doğurması için bir engel teşkil etmez. Ağrısız doğum amacıyla anneye verilen ilaç uterus kasılmalarını bozmaz. Yalnızca her bir kasılma esnasında uterustan gelen ağrılı uyaranların beyne ulaşmasına engel olur. Anne kasılmaları fark eder fakat ağrı hissetmediği için rahat ve huzurludur.

Ağrısız Doğum Amacıyla Anneye Verilen İlaçların Bebeğe Zararı Dokunur mu?

Bu ilaçlar özel bir bölgeye uygun dozda verildiğinde bebeğe zararı olmaz. Tersine anne bağırıp çağırmaktan vazgeçtiği ve düzgün nefes alıp vermeye başladığı için bebeğe giden oksijen miktarı da artar. Bebek doğduğunda daha canlı ve hareketli olur.

Ağrısız Doğumda Kullanılan İlaçlar Nereye, Nasıl Zerk edilir?

Ağrısız doğum isteyen anneler yan yatırılarak sırtından bel hizasında omurların arasındaki açıklık uyuşturulduktan sonra özel bir iğneyle girilir. Bu iğnenin içinden incecik bir kateter (yumuşak, bükülebilir bir hortum ) geçirilir ve iğne çıkartılıp atılır. Bu kateterden içeriye omurilikten çıkan ve rahime giden sinir liflerinin bulunduğu bölgeye lokal anestetik (uyuşturucu) ilaç verilir. Belirli aralıklarla kateterden ilaç verilirken anne ilacın derinlerde yayıldığını hissedebilir. Kateter anne hareketlerini engellemez.

Ağrısız Doğum Yaptırılan Annelerin ‘Sakat Kalabileceği’ İddiası Doğru mudur?

Ağrısız doğumda kullanılan kateterler omuriliği örten zarların dışına yerleştirilir. Yani annenin belinden ‘su’ alınmaz. Tekniğine uygun olarak yapıldığında ağrısız doğumun anneye hiçbir zararı yoktur. Aksine anne ağrı hissetmediği için doğum sırasında hırpalanmaz , yorgun düşmez . Bebek doğarken uterus kasılmalarıyla birlikte nefesini tutup ıkınarak bizzat kendiside doğuma yardımcı olur. Doğumdan sonra da en kısa zamanda bebeğine bakacak hale gelir.

Doğum Ağrıları Başlayan Bir Gebeye Hastaneye İlk Başvurusunda Neler Yapılır ?

1.Gebelik yaşı belirlenir.

2.Ağrıların başlangıç zamanı ve sıklığı , suların gelip gelmediği sorulur.

3.Doğum eyleminin başlayıp – başlamadığını anlamak için vajenden muayene ile uterus giriminin açılıp , açılmadığına bakılır. Rahim ağzı 3cm ve daha açılmış ise aktif doğum eylemi başlamış demektir.

4.Doğum eylemi başlamış ise; anne adayına geceliği veya hastanenin özel önlüğü giydirilir.

5.Bağırsakları boşaltıcı lavman yapılır. Böylece bebeğin doğum kanalında kolayca ilerlemesi ve doğum sırasında kaka ile bulaşmaması sağlanır.

6.Anne adayı, doğum eyleminin takip edileceği odaya alınır, gereğinde ilaç yapılabilmesi ve anne adayının beslenmesi amacıyla kolundan serum takılır.

7.Doğum eylemi boyunca anne adayına ağızdan katı gıda verilmez.

8.Bebeğin kalp sesi düzenli aralıklarla dinlenir. Rahim kasılmalarının kaç dakikada bir geldiği , ne kadar sürdüğü ve şiddetinin ne olduğu saptanıp, hekim tarafından kaydedilir. 9.Bir saat ara ile hekim tarafından vajenden muayene yapılarak uterus açıklığına, bebeğin başının doğum kanalındaki durumuna bakılır.

10.Uterus açıklığı 10 cm’ye ulaşmış, baş doğum kanalının son kısmına gelmiş ise, anne adayı doğum masasına alınır.

11.Doğum masasına alınan anne adayının bacaklar ve üzeri steril örtülerle örtülür. Labium majör, labium minör, anüs etrafı, mons pubise kadar antiseptik solüsyonla silinir.

12.Uterus kasılmalarıyla birlikte anne adayına, gebelik egzersizleri sırasında öğrendiği şekilde ıkınması söylenir.

13.Gerek görüldüğü durumda anne adayına epizyotomi açılır.

Epizyotomi Ne Demektir?

Doğum kanalının son kısmını oluşturan kas ve cildin uygun bir yerden kesilmesidir.

Neden Epizyotomi Yapılır?

1.Önceden hiç doğum yapmamış olanlarda, doğum kanalının son kısımdaki kaslar elastik değildir, gevşemez, esnemez ve kolayca yırtılırlar. Bu yırtıklar gözle görülmese bile sonraki yıllarda idrar tutamama ve vajenin dışarı doğru sarkmasına neden olur.

2.Doğum kanalının son kısmı epizyotomi ile genişleterek bebeğin başının doğum kanalının son kısmında fazla bekleyip oksijensiz kalmasını önler.

3.İri bebeklerin doğumunda doğum kanalının son kısmı epizyotomi ile genişletilerek doğum kolaylaştırılır, bebeğin sıkıntıya girmesi önlenir.

Bebeğin Doğumundan Sonra Anneye Neler Yapılmalıdır?

1.Bebeğin doğum kanalından tümüyle çıkmasından sonra göbek kordonu kesilir.

2.Bebeğin kan grubu, kan sayımı, kan şekerini belirlemek için göbek kordonundan kan alınır.

3. Plasentanın çıkması beklenir.Bebeğin doğumu ile uterus kasılır, küçülür. Plasentanın ayrılma süresi en fazla 30 dakikadır.

4.Doğum kanalından dışarı çıkan plasenta, uterus içinde parçasının kalıp kalmadığını anlamak için düz bir zemine konarak kontrol edilir.

5.Anneye uterusun kasılmasını kolaylaştırıcı, kanamayı azaltıcı iğne yapılır.

6.Vajen duvarları, uterusun vajen içindeki kısmı doğum sırasında yırtık olup olmadığını anlamak için kontrol edilir, varsa yırtıklar dikilir.

7.Varsa epizyotomi dikilir.

8.Uterusun kasılması, karın duvarından kontrol edilir.

9.Anne yatağına alınır.

Doğumdan Sonra Bebeğe Neler Yapılır ?

1.Bebeğin başı doğum kanalından çıkar çıkmaz ağzının içi bir gazlı bezle silinerek bebeğin ağzının içindeki sıvının akciğerlerine gitmesi önlenir.

2.Göbek kordonu kesildikten sonra ; bebeğin ağzı, burnu tekrar gazlı bez ve aspiratör adı verilen aletle temizlenir.

3.Bebeğin kalp ve solunum sesleri dinlenir.

4.Sıcak kuru bir bezle tüm vücudu silinerek temizlenir.

5.Göbeği bağlanır.

6.K vitamini yapılır.

7.Gözlerine antibiyotikli damla damlatılarak doğum kanalından geçerken almış olabileceği mikropların üremesi önlenir.

8.Kilosu ve boyu ölçülür.

9.Bileğine, üzerinde soyadı yazılı bileklik takılır ve giydirilir

Anne Bebeği Ne Zaman Emzirmelidir ?

Eğer annenin sağlık durumu uygun ise, doğumdan hemen sonra bebek anneye verilerek emzirmesi sağlanmalıdır.

Sezaryen Nedir ?

Sezaryen vaginal yoldan doğması mümkün olmayan bebeklerin, karın duvarı ve uterus açılarak doğurtulmasını sağlayan bir ameliyattır.

Sezaryen Ameliyatlarında Ne Tip Anestezi Verilir ?

Sezaryen ameliyatlarında anestezi verilmesi şarttır. Verilen anestezi genel anestezi olabileceği gibi, anne adayının sadece belden aşağısını uyuşturan spinal veya epidural anestezi de olabilir. Spinal veya epidural anestezi verilen anne adayları; ameliyat süresince ağrı duymamakta, fakat bebeği uterustan çıkar çıkmaz görebilmekte, ağlamasını işitebilmektedirler. Ayrıca; ameliyat sonrasında bebekleriyle daha kısa sürede ilgilenebilmektedirler. Genel anestezi almayan bebekler daha aktif olmaktadırlar.

Ne Zaman Sezaryen Ameliyatı Yapılır ?

1.Bebeğin başı ile doğum kanalı arasında uyuşmazlık varsa; baş doğum kanalından geçemeyecek kadar büyük veya doğum kanalı normalden dar ise vaginal doğum mümkün değildir.

2.Daha önceden uterus üzerinde iz bırakan sezaryen , rahimden ur alma ameliyatları geçirmişse, vaginal doğum sırasında eski ameliyat yerinden uterus yırtılabilir.

3.Su kesesinin açılmasından sonra göbek kordonu vajenden dışarı sarkabilir. Dışarıya çıkan göbek kordonundaki anne ile bebek arasında oksijen alışverişini sağlayan damarlar büzülerek bebeğin kısa sürede ölümüne neden olur. Bebeği kurtarmak için acilen sezaryen ameliyatı gereklidir.

4.Normalde baş ile gelen bebeğin, herhangi bir nedenle kol, omuz veya yüzü ile gelmesi halinde vaginal doğum imkansızdır.

5. Plasentanın; doğum kanalını kapatacak şekilde uterusun alt kısmına yerleşmesi yani önde gelmesi halinde mutlaka sezaryan gerekir. Plasentanın yerleşme yeri ultrasanografi ile belirlenir.

6.Plasentanın bebeğin doğumundan önce yerinden ayrılması halinde bebek, kan kaybından ölür, vakit kaybetmeden sezaryen yapılır, bebek kurtarılmaya çalışılır.

7.Bebeğin; doğum ağrıları sırasında sıkıntıya girmesi kalp atışlarının bozulması halinde sezaryen ameliyatı yapılır..

Loğusalık Nedir?

Doğum eylemi sırasında, plasentanın doğum kanalından dışarıya çıkmasıyla başlayıp, üreme organlarının gebelikten önceki normal haline dönmesine dek geçen 6 haftalık süredir.

Loğusalık Döneminde Ne Gibi Değişikler Olur?

Loğusalıkta 3 önemli değişiklik görülür.

1.Vajen yolu ile Loşi adı verilen akıntı olur. Doğumdan sonra; plasentanın ayrıldığı yerden dökülen doku parçaları, kan ve serumdan oluşan loşinin akışı 10-15 gün devam eder. Loşi ilk üç gün kırmızı, 4-5 gün sonra sarı-pembe, 7-8 gün sonra beyaz renklidir.

Mikropların üremesine uygun ortam sağladığı için, bu dönemde temizliğe dikkat edilmelidir. İç çamaşırı ve kullanılan petler sık değiştirilerek tuvalet ihtiyacını takiben önden arkaya doğru antiseptik bir solüsyonla temizlik yapılmalıdır.

2.Uterus giderek küçülür, doğumdan 10 gün sonra artık karın duvarında hissedilmez. Uterus giriminin açıklığı doğumdan 2 ay sonra normale döner.

3.Süt salgılanması: Memelerden hormonların etkisiyle süt salgılanır. İlk üç gün süt miktarı azdır. Bebek emdikçe süt artar.

Emzirmeden önce ; meme uçları ılık kaynatılmış suya batırılmış temiz bir gazlı bezle silinir, kurulanır ve emzirmeye başlanır. Her meme 20 dakikadan fazla emzirilmemelidir. Emzirme bittikten sonra meme uçları ılık suyla temizlenip yumuşatıcı bir pomat sürülür.

Yirmidört saat süreyle uygun bir sütyen takılmalıdır. Emzirme sonunda memeler tamamen boşalmamışsa bir pompa yardımıyla veya sağılarak boşaltılmalıdır.

Doğum Sonrası Egzersiz Yapılmalı mıdır ?

Doğum sonrasında, gebelikte değişen vücut duruşunu , düzeltmek amacıyla egzersiz yapılmalıdır.

Egzersizlere Ne Zaman Başlanmalıdır ?

Doğum sonrası egzersizlere normal doğum ve sezaryenden 24 saat sonra başlanmalıdır. Egzersizler, günde 2 kez yapılmal , her harekete iki tekrarla başlanıp, on tekrara kadar çıkmalıdır.

Ne Tür Egzersizler Yapılmalıdır ?

Birinci Gün ;

– Günde iki kez en az yarım saat süreli yüzükoyun yatma

– Solunum egzersizleri

– Ayak bileği hareketleri , ayak parmaklarıyla yuvarlak çizme

– Sırt üstü ve uzun otururken bacaklar düz dizi yatağa bastırarak 10‘a kadar sayıp gevşeme egzersizi

– Bacaklar çapraz sırt üstü yatarken kalçaları birbirine birleştirerek ona kadar sayma ve gevşeme egzersizi yapılmalıdır.

İkinci Gün;

Aynı egzersizlere devam edilmelidir.

– Sırt üstü yatarken diz düz, bir bacağı yukarı kaldırma

– Sırt üstü dizler bükülü yatarken belini yatağa bastırıp , ona kadar sayıp gevşeme

– Sırt üstü dizler bükülü yatarken sadece başı kaldırarak, dizlere bakarken ona kadar sayıp gevşeme ,

– Her iki kolu önden yukarı kaldırıp indirme ve yandan yukarı kaldırıp indirme egzersizleri yapılmalıdır.

Üçüncü Gün ;

Bir evvelki egzersizlere devam edilmelidir.

– Kedi – Deve egzersizi ( Anne eller ve dizler üzerinde sırt düz olarak harekete başlar. Sırtını kamburlaştırıp başını karnına doğru büker nefes verir sırtını düzeltip bunu takiben sırtını iyice çukurlaştırırken başını yukarı kaldırır nefes alır.)

– Sırt üstü dizler bükülü yatarken , kalçasını yukarı kaldırıp bir sağa, bir sola çevirme egzersizleri yapılmalıdır

Dört ve Beşinci Günlerde ;

– Aynı egzersizlere devam edilmelidir

Altı ve Yedinci Günlerde ;

– Sırt üstü , dizler bükülü yatarken, ellerini dizlerine uzatarak başını ve

omuzlarını kaldırma,

– Sırt üstü dizler bükülü yatarken, ellerini uzatarak bir sağ bir sol dizine

doğru diyagonal olarak baş ve omuzları kaldırma egzersizleri yapılmalıdır.

Diğer günlerde bu egzersizlere sayıları arttırarak devam edilmelidir.

On dördüncü günden sonra bir fizyoterapist annenin vücut duruşunu

değerlendirerek uygun egzersiz programını seçip öğretmelidir.

Loğusalıkta Ortaya Çıkabilen Şikayetler Nelerdir?

1- Meme başı çatlakları ve iltihapları

Çatlak oluşan meme emzirilmemeli, pompa aracılığı ile boşaltılmalıdır. Çatlağı giderebilmek için pomatlar kullanılmalıdır.

Meme de sertlik, şişlik, hassasiyet ve kızarıklık oluşması, iltihabı gösterir. Mutlaka bir hekime başvurarak, uygun antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Tedavi sağlanıncaya kadar emzirilmez. Memeler, sıcak su ile ıslatılan tülbent uygulanmasını takiben boşaltılır.

2- Uterus içi enfeksiyonlar

Pis kokulu loşi, üşüme, titreme ile yükselen ateş karın ağrısı ile ortaya çıkar. Hemen hekime başvurulmalı, 10 gün süre ile uygun antibiyotik tedavisi yapılmalıdır.

3- İdrara yolu enfeksiyonları

Doğum sırasında idrar yollarının zedelenmesi sonucu gelişir. Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, sızı, ateş yükselmesi, üşüme, titreme, idrar yolu enfeksiyonunun belirtileridir. Mutlaka tedavisi gerekir.

4- Toplar damarların pıhtı ile tıkanması

Bacaklardaki toplar damarlarda oluşan pıhtılar, damarı tıkayabilir, iltihaplanabilir. Pıhtı yerinden kopup, akciğerlere giderek, oradaki damarların tıkanmasına neden olabilir. Bu durum annenin ölümü ile sonuçlanabilir.

Annenin; kansızlığı, önceden varislerin varlığı, doğumdan sonra uzun süre yatakta yatması, pıhtı oluşumunu kolaylaştırır. Bacaklarda damar boyunca kızarıklık, şişlik, hassasiyet varsa bacak yastıklarla yükseltilerek anneye yatak istirahatı verilir. Bacak üzerine sıcak uygulanır. Ağrı ve şişler geçtikten sonra, bacağa uygun bir bandaj yapılarak, annenin ayağa kalkmasına izin verilir.

5- Ruhsal Bozukluklar

Doğumdan sonraki 3. günde annede geçici depresyon ortaya çıkabilir. Geçici depresyon sırasında anne sık sık ağlar, ancak ağlama nedenini açıklayamaz. Nedeni doğum sonrasındaki hormonal değişikliktir.Bu durum bir iki gün içerisinde kendiliğinden kaybolur. Bu dönemde çevresi anneye destek olmalı, güven vermelidir. Gebelik sırasında verilecek eğitim ile anne adayının doğum sonrası ortaya çıkabilecek ruhsal problemleri önlenebilir.

Loğusaya Hastaneden Çıkarken Neler Önerilir?

-En az 1 ay her gün 1-2 saat dinlenmeli, ev işlerinin tümünü birden yapmamalıdır.

-Eve gider gitmez duş yapabilir, oturarak banyo yapması mikrop alması açısından sakıncalıdır.

-Epizyotomisi varsa, hekimin vereceği antiseptik solusyonla tuvalette önden arkaya doğru temizlik yapılmalıdır.

-Epizyotomi varsa ; çömelmek, ıkınmak sakıncalıdır. 4-5 gün epizyotomi üzerine oturmamalıdır.

-Meme bakımını, emzirme süresince titizlikle yapmalıdır.

Doğumdan Sonra Cinsel İlişkiye Ne Zaman İzin Verilir?

Doğumdan 6 hafta sonra tüm genital organlar gebelik öncesi normal durumlarına dönerler. Bu nedenle cinsel ilişkiye, doğumdan 6 hafta sonra, hekim kontrolünü takiben izin verilir.

Hangi Koruma Yöntemleri Kullanılabilir ?

İki gebelik arasındaki ideal süre 2 yıldır. Bu nedenle doğumdan hemen sonra bir korunma yöntemi seçip, uygulanmalıdır.

1. Bebeği emzirmeyi düşünen anne eğer, hap ile korunmak istiyorsa, doğumdan bir hafta sonra sütü kesmeyen ve bebeğe zarar vermeyen mini hapları kullanmaya başlayabilir. Her gün aynı saatte bir tane alır (ancak, bu haplar, halen ülkemizde bulunmamaktadır).

2. Herhangi bir nedenle anne bebeğini emzirmiyorsa, normal korunma haplarına doğumdan 15 gün sonra başlayabilir. Bu hapları da her gün aynı saatte almak gerekir.

3. Rahim içi araçlarla korunmak isteyenler, normal doğumdan 6 hafta sonra, sezaryenden 2 ay sonra hekim kontrolünü takiben rahim içi araçlar taktırabilirler. Adet görmek şart değildir.

4. Bir daha gebelik istemeyen kadın doğumdan 48 saat sonra veya 6 hafta sonra tüplerini bağlatabilir. Tüpler; ufak bir cerrahi girişimle bağlanır. Tüplerin bağlanması; sadece ovum ile spermiumun karşılaşmasını önler. Eşlerin cinsel yaşamını etkilemez. Adet düzenini bozmaz. Erken menopoza neden olmaz. En etkili korunma yöntemidir.

5. Emziren kadınlar için 3 aylık enjeksiyon yöntemi, gebelikten korunmada doktor kontrolünde kullanılabilir. Doğumdan 6 hafta sonra adetli olsun yada olmasın yaptırabilirler.

6. Doğumdan 6 hafta sonra deri altı implantı uygulanabilir.

7. Vazektomi: Erkekte tohum kanallarının bağlanarak erkeğin üreme sıvısında tohum olmamasını sağlayan bir işlemdir. Artık hiç çocuk sahibi olmak istemeyenlere uygun bir yöntemdir.

8.Diğer yöntemler; vajene konan fitiller, kılıf, dışarı boşalma vs. etkili korunma yöntemleri değildir. Bu yöntemlerle korunanların gebe kalma şansı çok yüksektir.

Emziren Kadın Gebe Kalabilir mi?

Eğer düzenli emzirmiyorsa gebe kalabilir. Düzenli emziren ve adet görmeyen kadında, 6 aydan sonra gebe kalma şansı çok yüksektir. Bu nedenle doğumdan hemen sonra bir korunma yöntemi seçip, uygulanmalıdır.

Bebek Beslenmesi ve Bakımı

Anne sütü:

Doğum sonrası ilk 6 ay yalnızca anne sütü verilmelidir. Anne sütü verirken suya bile gerek yoktur. Kesinlikle şekerli su ve pirinç unu da verilmemelidir. Anne sütü mükemmel bir besindir ve bebeğin büyüme- gelişmesi için tek başına yeterlidir. Verilen her ek gıda (su bile olsa) bebeğe tokluk hissi verecek ve emmeyi azaltmasına neden olacaktır. Ayrıca hastalanma riskini artıracaktır. Anne sütü içeriğindeki anti-mikrobiyal maddeler ve immünoglobulinlerle bebeği ilk aylarda enfeksiyonlara karşı korur. Dört aydan önce çocuğun ek gıdaları çiğnemek için dişleri henüz yoktur ve sindirime yardımcı olacak tükürük salgısı ve enzimleri de görece yetersizdir. Ek gıdaların erken alınması sindirim bozukluğuna neden olabilir.

Çocuğun tartı alımı yeterli ise ek gıdalara 6 aylıkta başlanır. Mümkünse çocuğa en az 12 ay hiç inek sütü verilmemelidir. İnek sütü bir insan yavrusunun ihtiyacından fazla protein ve mineral içerir. Bu da bebeğin böbreklerinde yük oluşturur. Formül sütler, bileşimleri anne sütününkine benzeyecek şekilde değiştirilmiş sütlerdir ve inek sütü ile olan yüklenmeye neden olmazlar. Ancak inek sütünün çocuklarda nadiren görülebilen ciddi alerjik reaksiyonları formül sütlerle de görülebilir.

D vitamini ve flor: anne sütü diğer vitaminlerden zengin olmasına rağmen bebeğin günlük ihtiyacını karşılayacak kadar D vitamini içermediğinden, bebeğe ilk aydan sonra D vitamini başlanır ve 2 yaşına kadar devam edilmelidir. Altı aylıktan sonra diş çürümesini engellemek amacıyla diş macunu kullanana kadar bebeğe flor verilebilir.

Anne ve baba açısından anne sütünün önemi:

Ucuzdur, kullanımı kolaydır. Anne-bebek bağının kurulmasına yardımcı olur. Bebek emdikçe annede oksitosin hormonu salgılanır (oksitosin refleksi). Bu hormon aynı zamanda rahimin kasılmasına ve küçülmesine neden olur. Bu şekilde emzirme, doğum sonu kanamayı azaltır ve anne rahminin eski halini almasını kolaylaştırır. Meme kistlerini ve yumurtalık kanserinin bazı türlerini önler.Anne daha çabuk eski formuna döner. Anneyi kansızlıktan korur. Emzirdikten sonra mutluluk hormonu salgılandığından annenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.

Emzirme tekniği:

Anne gevşek ve rahat olmalı, oturmalı, mümkünse sırtını bir yere yaslamalı, ayaklarının altına ve bebekle dizi arasına bir destek koymalıdır.bebeğin vücudu anneye yakın ve paralel, vücudu memeye dönük ve başı ile aynı düzlemde, çenesi memeye gömülü olmalıdır. Memenin kahverengi kısmının çoğu bebeğin ağzına yerleştirilir. Alt dudak dışa doğru kıvrılırken yanaklar şişer. Bebek anne kucağında yarı oturur pozisyonda ve başı dik olmalıdır.

Emzirirken göğüste tıkanma, süt birikmesi, meme ucu yaraları, mantar enfeksiyonu gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Bunun için dikkat edilmesi gerekenler:

Doğumdan sonra 30 dakika içinde emzirmeye başlamak, bebeğin memeye iyi yerleşmesini sağlamak, sık sık emzirmek, eğer bebek ememiyorsa, ilk başta sütün sağılması, daha sonra bebeğin emzirilmesi gerekir. Sıcak kompres, memeye hafifçe masaj, meme ve meme başı derisini uyarma süt akmasını ve salgılanmasını artıracaktır. Anne dar giysiler giymemeli, emzirirken makaslama yapmamalı ve yüzüstü yatmamalıdır. Meme temizliğinde sabun ve karbonatlı su kullanılmamalıdır. Her gün duş alması önerilir.

Temiz koşullarda sağılmış süt oda sıcaklığında 6-8 saat, buzdolabında 24 saat, derin dondurucuda 6 ay özelliğini yitirmeden saklanabilir. Bu süt daha sonra sıcak su içine oturtularak ılıtılıp bebeğe verilebilir. Kesinlikle biberon ve emzik kullanılmamalıdır.

Bebeğin Bakımı

Bebeğe her temastan önce eller yıkanmalıdır. Bebeğin göbeği düşene kadar alkolle günde iki kez pansuman yapılmalıdır.

Göbek düşene kadar bebeğe banyo yaptırılmamalıdır. Bebeğin çamaşırları pamuklu olmalıdır. Yeni alınan giysileri yıkanmadan giydirilmemelidir ve sabun tozu ile yıkanmalı, çok iyi durulanmalıdır.

Pişik oluşmaması için bebeğin altı ıslak tutulmamalı, hiçbir zaman pudra kullanılmamalı, bezlendiği sürece yağlı krem kullanılmalıdır.

Bebek kesinlikle kundaklanmamalıdır.

Özellikle kız bebeklerin altı önden arkaya doğru temizlenmelidir.

Beslenme sonrası bebek sırt üstü değil, sağ yana yatırılmalıdır ve sürekli pozisyonu değiştirilmelidir.

Bebek, doğumdan sonra ilk altı ay; ayda bir kez, daha sonra üç ayda bir kontrole götürülmelidir.

Sağlıklı bir bebek, beşinci ayında doğum kilosunun iki katı, bir yaşında üç katı olmalıdır.

Bebek günde beş kez idrar, bir kez kaka ise doyuyor demektir. Anne sütü alan bebeğin günde 5-6 kez kaka yapıyor olması normal sayılır.

Bebeğin yıkandığı odanın sıcaklığı 26-28C , suyun sıcaklığı 34-36C olmalıdır. Bebeğin önce gövdesi sonra başı yıkanmalıdır.

 

AŞILAR

Temel aşılama programında yer alan Sağlık Bakanlığının sağladığı ücretsiz aşılar mutlaka yaptırılmalıdır. Bu programda henüz yeri olmayan yeni çıkan aşılar ise doktorların/ sağlık kuruluşlarının önerdiği şekilde yaptırılabilir.

Yaş

BCG

DTB

POLİO

KIZAMIK

HEPATİT B

8

Haftalık

BCG

DTB

OPV

12

Haftalık

DTB

OPV

HBV

16

Haftalık

DTB

OPV

HBV

9

Aylık

Kızamık

HBV

16-24.

Aylar

DTB

OPV

İlkokul 1.

Sınıf

BCG*

DT

Kızamık

İlkokul 5.

Sınıf

T

Lise 1.

Sınıf

T

* Eğer aşı sıkarı yoksa PPD sonucuna göre, varsa kontrole gerek duyulmaksızın yapılabilir.

Diğer aşılar:

Hib (H. influenza): 2., 3. ve 4. aylarda birer doz

MMR (kızamık, kızamıkçık, kabakulak): 12.-14. aylar arasında bir doz, 4-6 yaş arası rapel(aşının tekrarı).

HAV (hepatit A): 24. ayda bir doz, 6 ay sonra rapel

Varisella (Su çiçeği): 12.-18. aylar arasında bir doz, 12-14 yaş arası rapel

Mutlu ve sağlıklı bir gebelik dileriz.

Vajen Estetiği

Vajen Estetiği Vajina Daraltma

Vajen estetiği, yaşlanma, aşırı kilo alıp verme ya da doğum sonrası vajina girişinin bollaşması ya da genişlemesi durumunda yapılır. Vajen estetiği hem estetik görünümü düzeltmeye hem de cinsel hazzı arttırmaya yöneliktir. Vajina kaslarının gevşemesi cinsel ilişki sırasında sorun haline gelebilir.

Vajen estetiği ya da vajina daraltma ameliyatı ile bu sorun düzeltilebilir. Ayrıca bu operasyon ile yaşlanmaya bağlı idrar kaçırma durumu da düzelebilir. Cinsel estetik ameliyatları arasında önemli bir yere sahip olan vajina daraltma ile vajinal kanal daraltılır, gereken miktarda vajen dokusu mukoza ve kas çıkarılır sonra tüm tabakalar uygun dikişlerle ayrı ayrı dikilir.

Doku çıkarılırken bunun miktarı çok önemlidir. Ameliyat lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Genel anestezi altında yapılırsa hastanede bir gece kalınması gerekir. Vajina estetiği sonrasında hafif sızıntı şeklinde kanama olur. Eriyen dikişler kullanıldığı için dikiş alma problemi yoktur.

Ameliyattan sonra hasta bir süre istirahat eder. Lokal anestezi ile yapıldıysa hasta gönderilebilir. Ameliyattan sonra ağrı kesici ve antibiyotik kullanılır. Hasta 1-2 gün içinde normal yaşantısına dönebilir. Ancak cinsel ilişki 4-6 hafta yasaklanır. Ameliyat sonrası bir hafta her tuvaletten sonra antiseptik ile önden arkaya doğru silinir.

Vajen daraltma ameliyatında vajen girişinden de doku çıkarılarak vajen giriş kısmı da daraltılır. Bu da cinsel hazzı arttırıcı bir etki yapar. Ayrıca vajen görüntüsü daha estetik olacaktır. Vajen estetiği vajina daraltma ameliyatı ile birlikte labioplasti küçük dudakların küçültülmesi ve klitoris estetiği ameliyatı da birlikte yapılabilir.

Cinsel Organ Estetiği

Genital bölgeye yönelik olarak yapılan estetik ameliyatlar son yıllarda oldukça yaygınlaştı. Genital bölgesinde estetik problemi olan bir çok kadın bu durumdan psikolojik olarak olumsuz etkilenmekte, bu da partneriyle uyum problemlerine ve ilişkiden zevk almamaya yol açmaktadır. Bu problemlerin başında vulva ya da labia bölgelerindeki sorunlar gelmektedir. Vajen dudakları bazen doğuştan bazen de sonradan büyük ve sarkık halde olabilir. Cinsel organ görünümlerini beğenmeyen kadınlar bikini ya da dar pantolon giymekten kaçındıkları gibi partnerlerine çıplak görünmekten de rahatsız olabilmektedirler. Bu durum zamanla cinsel ilişkiden soğumaya ve partneriyle aralarında problemlere neden olabilmektedir. Oysa sağlıklı ve mutlu bir birlikteliğin yolu öncelikle kişinin kendine duyduğu özgüvenden geçmektedir. Bu tür ameliyatlarla sağlanan görüntünün düzeltilmesinden daha fazlasıdır. Bu problemini ortadan kaldıran kadın psikolojik olarak da bir rahatlığa kavuşmaktadır.

Bazen dış dudaklar ve pubis bölgesi olarak adlandırdığımız ters üçgen şeklindeki bölge aşırı dolgun olabilir. Buna bağlı aşırı terleme, mantar enfeksiyonları ve kötü koku ortaya çıkabilir. Bu bölgenin dolgun olması özellikle bikini giyildiğinde estetik olmayan bir görünüme neden olur. Bu tür bir dolgunluk durumunda liposuction ve büyük dudakların küçültülmesi yoluyla problem ortadan kaldırılabilir. Bu tür ameliyatlar için kadının o zamana kadar cinsel ilişkiye girip girmediği ya da çocuk doğurup doğurmadığının bir önemi yoktur. Bu tür uygulamalar için genital organların gelişim sürecinin bittiği ergenlik döneminin tamamlanması yeterlidir. Bu işlem kızlık zarına zarar vermez.

Bazen de tersi bir durum olan vajen dış dudaklarının dolgunluğunu yitirmesi söz konusu olabilir. Bu durumda vücudun başka bir bölgesinden alınan yağ dokusu ile vajen dış dudakları dolgun bir görünüme kavuşturulabilir. İşlem sonrası uymanız gerekenler konusunda doktorunuz sizi bilgilendirecektir.

Cinsel Bölge Estetiği (Labioplasti)

Son yıllarda, yaygın olarak yapılan burun estetiği, meme ameliyatları gibi ameliyatların
dışında, kadın dış genital bölgesine yönelik estetik ameliyat taleplerinde de artış gözlenmiştir.
Kadın dış genital bölgesi estetikleri içinde en sık olarak yapılan estetik müdahale
labioplasti olarak adlandırılan Labia minoraların (iç dudakların) küçültülmesi ameliyatıdır.
Labia minoraların (iç dudakların), dış dudaklardan dışarı sarkacak şekilde belirgin
olması kadınlarda fiziksel ya da psikolojik olarak bu durumun düzeltilmesi ihtiyacını doğurabilir.
Cinsel ilişki sırasında ağrı, spor yaparken, mayo veya dar kıyafetler giyildiğinde sorun olması ya
da sadece görsel olarak problem teşkil etmesi neticesinde kadınlar dış genital bölge estetiği(labioplasti) için
plastik cerrahlara başvurabilmektedir.

İç dudaklar ( Labia minoralar) neden büyür?
İç dudakların normalden daha büyük olmasının kesin sebebi belli değildir. Pek çok
faktörün etkili olabildiği düşünülmektedir.
– Hormonal etkiler
– Genetik faktörler
– Yaşa bağlı değişiklikler
– Doğum yapmak
– Yer çekimi etkisi gibi…

Labioplasti (iç dudak estetiği) nedir?
Labia minoralardaki aşırı büyüme durumunda, iç dudakları küçültmek için yapılan
ameliyata labioplasti denir. Labioplasti ameliyatı bölgesel uyuşturma ya da genel anestezi ile
yapılabilen yaklaşık 45 dakika – 1 saat süren bir müdahaledir. Bu ameliyat kızlık zarına zarar
vermez, bu sebeple bu ameliyat bakire bayanlara yapılabilir. Labioplasti ameliyatı hamile
kalmaya veya doğum yapmaya herhangi bir engel oluşturmaz. Hasta ameliyattan 3-4 hafta sonra
cinsel ilişkiye girebilir.

Henüz doğum yapmamış bir kadın labioplasti yaptırabilir mi?
Labioplasti ameliyatında sadece genital bölgedeki sarkmış iç dudaklar küçültüldüğü için
bu ameliyat hamileliğe engel değildir. Bu ameliyatı olmuş bir kadın ileride rahatlıkla sezeryan
ya da normal doğum yapabilir.

Labioplasti ameliyatından sonra nelere dikkat etmek gerekir?
Labioplasti ameliyatından sonra iyileşme sürecinde hafif bir ağrı ve şişlik
gözlenmektedir. Bu bölgede iyileşme hızlı olmakta ve yaklaşık 1 hafta- 10 gün içinde
tamamlanmaktadır. Bu süreçte bölgenin temizliğine dikkat edilmeli ve doktor tarafından
önerilen temizleme ve bakım koşullarına uyulmalıdır. Ameliyattan 2 gün sonra ılık su ile duş
alınabilir ve 3-4 hafta sonra cinsel ilişkiye girilebilir. Bu ameliyatta kendiliğinden eriyen dikişler
kullanıldığından, ameliyattan sonra dikiş almak gerekmez. Çalışan hastalar genellikle 2-3 gün
içerisinde işlerine dönebilmektedirler.

Hafta Hafta Gebelik

ANNE KARNINDA HAFTALIK BEBEK GELİŞİMİ

Halk arasında hamilelik aylarla ifade edilirken, doktorlar hamilelik sürecini değerlendirirken ve anne karnındaki bebeğin gelişmesini izlerken gebelik haftasını esas alırlar. En son görülen adetin başladığı gün gebeliğin başlangıcı kabul edilir ve toplam gebelik süresi yaklaşık 280 gün, yani 40 hafta olarak hesaplanır. Aslında gebeliğin başlangıcı olan döllenme, en son görülen adetin ilk gününden yaklaşık 14 gün sonra olmaktadır. Ancak zamanlamanın doğru yapılabilmesi bakımından pratikte, son adet tarihi, gebeliğin başladığı tarih olarak kabul edilir.

1 ve 2. HAFTA
lk haftada her iki yumurtalıkta gelişmeye başlayan bir grup yumurta hücresi, kendi aralarında bir yarışa girerek döllenme şansı en yüksek olan en büyük yumurta haline gelmeye çalışırlar. Bu yarışı kazanan yumurta giderek büyür ve diğer yumurta hücrelerinden belirgin olarak büyüyüp “dominant folikül” haline gelir. Bir süre sonra bazı hormonların etkisiyle bu dominant folikül çatlar ve içindeki yumurta karın boşluğuna atılır. Karın boşluğuna atıldıktan sonra tüpler tarafından yakalanan yumurta yaklaşık 12-24 saat süreyle döllenmeyi bekler. Döllenme olursa (yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesi ile döllenme gerçekleşir) gebeliğin ilk aşamasına geçilir. Eğer döllenme olmazsa yumurta ölür ve bunu takiben yaklaşık 14 gün sonra adet kanaması oluşur. İki adet döneminin ortasına denk gelen yumurtanın çatladığı günler, kadının gebe kalma şansının en yüksek olduğu dönemdir. Bu dönemde gebelik planlayan çiftler gün aşırı veya her gün cinsel ilişkiye girmelidirler. Bir adet döneminde gebelik elde etme şansı yaklaşık %20 olduğundan gebelik elde edemeyen çiftlerin, morallerini bozmadan benzer şekilde bir sonraki ayda da yumurtalama günlerine denk gelecek şekilde cinsel ilişkiye girmeye devam etmelidirler. Genel olarak bir adet döneminde kadında sadece 1 yumurta üretilir ve çatlar. Çift yumurta ikizlerinde ve üçüzlerinde farklı olarak tek bir yumurta değil birden fazla yumurta gelişir ve çatlar. Bu yumurtaların hepsi döllenir ise çoğul gebelik oluşur.

Bütün bu olaylar esnasında bir yandan da “endometrium” adı verilen rahim içi de kalınlaşmaya başlamıştır. Bu kalınlaşmanın amacı döllenme meydana geldikten sonra oluşacak döllenmiş yumurtanın (embrio) rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamaktır. Yani minik bebek için bir nevi rahim içinde yatak hazırlanır. Böylece yeni gelişecek olan canlının bütün ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artar.

Yumurta çatladıktan sonra döllenme gerçekleşirse döllenmiş yumurta tüpler içinde yaklaşık bir hafta süren uzun bir yolculuğa başlar. Yolculuk sırasında döllenen yumurta hızla şekil ve içerik değiştirir. Eşlerin her ikisinden de gelen kromozomlar yumurta hücresi içinde birleşip, hızla bölünüp çoğalarak bir hücre kümesi oluşturur. Bir süre sonra döllenen bu yumurta bölünmeye başlar. 2,4,8 hücre şeklinde bölünmelere devam eden yumurta tüplerden rahime ulaştığında 32 hücrelidir ve “morula” ismini alır.

Bebeğinizin cinsiyetinin ne olacağı tamamen eşinizin sperm hücrelerinin taşıdığı X ve Y kromozomuna bağlıdır. Yani eşinizin X kromozomu taşıyan sperm hücresi yumurta hücrenizi döllerse çocuğunuz KIZ, Y kromozomu taşıyan sperm hücresi yumurtanızı döllerse bebeginiz ERKEK olacaktır. Yani cinsiyet X veya Y kromozomu taşıyan sperm tarafından döllenme sırasında belirlenir.

3.HAFTA
Kadının yumurtalıklarından üretilen yumurta hücresi erkeğin spermi ile döllendikten sonra embriyo (bebek) oluşur. Embriyo döllenmeden yaklaşık 7 gün sonra (bu esnada tüplerde yolculuk ederek rahim içine ulaşmıştır) kalınlaşmış rahim iç duvarına yapışır.

4.HAFTA
Henüz adet gecikmesi olmamıştır. Bugünlerde adet kanamasını bekleyen anne eğer adet göremezse kanda veya idrarda gebelik testi yaptırabilir.
Hamileliğin ilk belirtisi geciken adet kanamasıdır. Bulantı hissi, sabah halsizliği ve kusma da diğer erken belirtilerdendir. Sık ve az öğünlerle beslenmek, sabah kalkmadan önce hafif bir şeyler atıştırmak oldukça etkilidir. Genellikle bu şikayetler ilk trimestrinin (ilk 3 ay) bitmesiyle beraber kaybolur. Bunun yanında aşerme olarak da adlandırılan, bazı gıdalara ve tatlara karşı aşırı istek duyulması da görülebilmektedir.

Anne adayı henüz bir değişiklik hissetmese de gebelik kesesi (gestasyonel sac) oluşmaya, göbek kordonu( yolc sac) sayesinde embrio’ya oksijen ve besin taşımayabaşlamıştır. Gelişen bebek adayı artık sizden yeterli vitamin, folik asit, protein, kalsiyum, demir vb. beklemektedir. Özellikle gebe kalmadan birkaç ay öncesinden itibaren günde 400 mikrogam Folik asit almaya başlamalısınız.
Bebek anne rahmi içinde amnion denilen bir sıvı içinde gelişir. Bu sıvı bebeğin rahat hareket etmesini sağlar, darbelerden korur ve bebeğin akciğerlerinin, sindirim sisteminin ve diğer pek çok organının sağlıklı gelişiminde rol oynar.
Transvaginal ultrasonografi ile gebelik kesesi ( gestasyonel sac) rahim içinde saptanabilir. Gebelik kesesi genel olarak 4 hafta+3 gün gibi erken bir dönemde saptanabilir. Rahim iç duvarında 3-5 mmlik içi koyu renkli halka şeklinde gözlenir.

5.HAFTA
Beklenen adet gecikmiştir. Sabah yorgunluğu, bulantı ve bazen kusma, aşerme (iştah değişiklikleri), meme uçlarının koyulaşmaya başlaması, memede gerginlik, sık idrara çıkma gibi bazı erken gebelik bulguları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Ancak annede hiçbir değişiklik olmadan da gebelik devam edebilir.
Vajinal kanama ya da lekelenme ile karşılaşıldığında mutlaka doktora danışılması gereklidir. Görülen kanama ciddi olmayabilir, ancak düşük ve dış gebelik olasılığı açısından mutlaka değerlendirilmesi gereklidir. Kramp veya karın ağrısından şikayet ediliyorsa yine mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Gebelik kesesi (gestasyonel sac) artık transvaginal ultrasonla 5.haftada mutlaka rahim içinde görülmelidir.Yaklaşık 1 cm büyüklüğe ulaşır. Bu esnada kanda gebelik testi B-HCG 1500-2400 civarındadır. Gebelik kesesi kalınlaşmış rahim iç duvarı içinde yaklaşık 8-10 mm boyutunda koyu renkli bir halka şeklinde görülür ve günde 1-2 mm büyür. Gebelik kesesi yaklaşık 1 cm büyüklüğe ulaştığında yolc sac da görünmeye başlar. Ortalama 1.5 cm çaplı gebelik kese içinde embrio ve yolc sac birlikte görülür.
Bu esnada embrio gebelik kesesi içerisinde hızla gelişmektedir. Yaklaşık 2-5 mm boyutundadır ve 3-4 mm büyüklüğünde yuvarlak beyaz halka şeklinde izlenen yolc kesesine yakın yerleşimlidir.

6.HAFTA
Artık jinekolojik muayene ile rahim ve vajendeki değişmeler belirlenebilir. Gebelik bulantı veya kusmaları yoksa, anne adayı yavaş yavaş kilo almaya başlar. Ancak bulantı ve kusma nedeniyle bir miktar kilo kaybı da olsa bunun bebek üzerinde genellikle olumsuz bir etkisi yoktur. Genellikle ilk 3 ayda (12 hafta ) ortalama 1 kilo alınmaktadır.
Bu dönemde çok hızlı bir büyüme ve değişim söz konusudur. Bebeğinizin kalp atımları transvaginal ultrasonla saptanır. Doppler ultrasonla duyulabilir.
Bu dönem bebeğin organ gelişimi için oldukça önemli olmasından dolayı alkol, sigara gibi bebeğe zararlı olabilecek maddelerden uzak durulmalıdır.

7.HAFTA
Artık anne adayı vücudunda değişiklikler hissetmeye başlar. Sabah yorgunluğu ve aşerme gibi erken gebelik bulguları belirginleşmiştir. Memelerde dolgunluk ve gerginlik olur.
7. haftada embriyonun baş-popo mesafesi (CRL) 6 mm den 11 mm’ye büyür. Gelişmenin bu fazında beyin hızlı geliştiğinden baş vucudun diğer kısımlarına göre daha büyük görülür.
6 ile 7. haftadan sonra bebeğinizin kalp atımı dakikada 120 vurudan 160 vuruya kadar artar. Dakikada 85 vurunun altındaki kalp atımları gebeliğin bozulması ile ilişkilidir ve takip ultrasonlarının yapılması gerekir.
Gebeliğinizin sağlıklı gidişatı açısından embrio uzunluğunun amniotik kese büyüklüğüne oranı önemli bir parametredir. Normal erken gebeliklerde amniotik kese-embrio uzunluğu 5mm’den büyük olmalıdır. Yolc kesesi de normal gebeliklerde tipik olarak 6 mm’nin altında olmalıdır.

8.HAFTA
Rahim gebelikten önce yumruk büyüklüğünde iken, artık portakal büyüklüğüne ulaşmıştır. Büyümekte olan rahime bağlı olarak kasıkta, karnın alt kısımlarında gerilme ve zaman zaman kramp tarzında ağrılar olabilir. Ağrılar çok şiddetli ise mutlaka doktorunuza başvurmalısınız.
Bebeğiniz süratle büyümeye devam etmektedir. Embrio 14 mmden 21 mm uzunluğa ulaşır. Baş halen büyük ve belirgin yapıdadır ve kalp çıkıntısının üzerine kıvrılmıştır. Yolc kesesi giderek küçülür.

9.HAFTA
Rahim hızla büyümektedir. Ancak hala gebelik dışarıdan bakmakla anlaşılamaz. Hazımsızlık, gaz şikayeti ve mide yanması olabilir. Ağlama, sıkıntı gibi duygusal değişiklikler olabilir.
Fetus artık hem vaginal hemde abdominal( karın) ultrasonografi ile rahatlıkla değerlendirilebilir. Baş-popo uzunluğu yaklaşık 2 ila 3 cm’dir. Embrio insan şeklini kazanmıştır. Ultrasonda baş, gövde ve ekstremiteler saptanabilir. Bebeğin kol-bacak ve vücut hareketleri ultrasonda görülebilir. Fetus ekstremitelerini ve gövdesini kımıldatmaya başlar ve rahim içinde takla atarken görülebilir. Ancak anne bunu hissedemez. Cinsiyeti görebilmek mümkün değildir.

10.HAFTA
Gebelik hala dışarıdan bakmakla belli değildir. Ancak anne yavaş yavaş daha gevşek ve bol giysiler giymeye başlar. Artık sonuna yaklaşmakla birlikte duygusal değişiklikler ve aşerme devam etmektedir.
Kalp büyük ölçüde gelişimini tamamlar. Gövdenin dışında gelişmiş olan bağırsaklar karın boşluğu içine doğru iyice hareket ederler. Diz ve ayak belirginleşir. Ayak parmakları ve tırnakları belli olur. Kaslar güç kazanmaya başlar. Kız bebeklerde klitoris erkek bebeklerde ise penis gelişir. Böbrekleri idrar üretir, kol ve bacak hareketleri başlar. Boy: 5.5 cm. Ağırlık: 6 gr.dır. Hemen hemen bütün eklemler ve kasların oluşumu tamamlandığı için bebek artık su kesesi içinde hareket eder, ancak bu hareketleri sizin hissedebilmeniz mümkün değildir.

11.HAFTA
Annede, rahim karın alt kısmında ele gelebilir. Annenin diş etlerinde,tırnaklarında ve cildinde değişiklikler olabilir.
Gebeliğin en kritik dönemi artık sona ermiştir. Bu haftada beyin hızla büyümesini sürdürmektedir ve fetus’un boyunun yarısını kafa oluşturmaktadır. Başı ile gövdesi hemen hemen aynı boyuttadır. Organ gelişimi büyük ölçüde tamamlanmıştır. Fetus’un gözleri kapalıdır ve bu göz kapaklarının altında iris tabakası olgunlaşmasına devem etmektedir. Böbreklerde idrar üretimi başladığından içinde yüzdüğü amniyon sıvısının da miktarı artmaya başlar ve bu haftada yaklaşık 50 ml olur. Bebek tekmeler atmasına rağmen anne henüz hissedemez. Boy: 7 cm. Ağırlık 8gr.

Erken yapılan zeka testi olan 11-14 hafta ikili tarama testi ve ense kalınlığı ölçümü bu haftadan itibaren yapılabilir.

12.HAFTA
Aşerme, bulantı-kusma ve sabah yorgunluğu azalmaya başlar.Bu zamana kadar yaklaşık 1-1,5 kg almış olabilirsiniz.
Bebeğin yüzü insan görünümündedir, ağız içinde ise üst damak birleşmeye başlamıştır. Yüz derisi içinde kıl kökleri belirmeye başlar. Ellerde ve ayaklarda tırnaklar uzamaya başlar. Bu haftada bebeğin bütün iç organları çalışır durumdadır. Çişini yapabilir. Tırnaklar gelişir. Bu haftadan sonra bebeğinizin ilaçlardan ve zararlı etkenlerden zarar görme olasılığı azalır. Cinsel organları cinsiyetini ortaya koyacak kadar gelişmiştir. Ancak ultrasonda bu ayrımı yapmak mümkün olabilir, ancak yanılma payı yüksektir. Boy:8 cm, Ağırlık: 18 gr.11-14 hafta ikili tarama testi ve ense kalınlığı ölçümü yapılabilir.

13.HAFTA
Gebeliğin erken bulguları ve yarattığı şikayetler hemen hemen hiç kalmamıştır. Bu dönemde çok fazla yorulmamak ve mümkün olduğunca dinlenmek gerekir. Rahim büyüdükçe gerilir ve etrafını çevreleyen organları ve kendisini yerinde tutan bağları gerer. Bu hafif bir kasık ağrısı şeklinde algılanabilir. Şimdiye kadar bulantı-kusma, sabah yorgunluğu gibi nedenlerle kilo alamamışsanız artık kendinizi daha iyi hissetmeye ve kilo almaya başlayacaksınız.
Göbek kordonu plasentadan fetusa gerekli maddeleri taşırken, fetustaki artık maddeleri de annenin dolaşım sistemine aktarır.
Baş-popo uzunluğu 6-8 cm kadardır. Baş vücuttan büyük veya vücut kadardır. Gözler birbirine daha yakın, görünüm gittikçe daha çok insana benzemektedir. Barsaklar karin içerisindeki normal yerlerine geçer. El ve ayak parmakları tamamen oluşmuş, eklemler çalışmaktadır. Dış cinsel organlar artık görünür hale gelmiştir.

14.HAFTA
Artık hamile olduğunuz dışarıdan bakıldığında yavaş yavaş anlaşılmaya başlar. Belinizde hafif ağrı, kabızlık, tansiyonunuzda hafif düşmeler olabilir. Bulantılar geçmiştir ama yine progesteronun gevşetici etkisi ile mide içeriği yemek borunuza geri döner (reflü) ve yanma olabilir. Beslenme düzelir, enerjiniz artar. Pek çok kadın gebeliğin bu döneminde kaybettiği cinsel dürtülerine yeniden kavuşur. Herhangi bir komplikasyon yok ise gebelikte cinsel ilişki yasak değildir.

Rahmin hızla büyümesi nedeni ile karın kaslarında gevşeme, ciltte (kalça, karın, bacak ve göğüslerde) çatlaklar (stria gravidarum) görülebilir. Gebelikte ortaya çıkan cilt çatlaklarının temelinde cilt altındaki bağ dokusunun içeriğinde kişisel farklılıklar yatar. Çünkü her gebede çatlak olmamaktadır.

Bebeğin baş popo uzunluğu 8-10 cm, ağırlığı yaklaşık 25 gr’dır. Kulaklar başın arkasından daha öne ve yanlara doğru gelir. Çene belirginleşir. Bebeğiniz dışarıdan gelen uyarılara (rahime ultrason probu ile basınç yapıldığında) kıvrılıp doğrularak yer değiştirir. Bebeğiniz artık yutkunmakta ve çişini yapmaktadır.

15.HAFTA
Rahminiz göbek deliğinizin 4-5 parmak altında hissedilebilir. Amnios suyu artmış ve 250 cc kadar olmuştur.Yavaş yavaş dışarıdan da gebe olduğunuz anlaşılmaktadır. Artmış kan hacminiz nedeniyle ve toplardamarlardaki göllenme nedeniyle burun kanamaları görülebilir, bacaklarda varis oluşabilir.

Yatarken sol yan tarafınıza ( çok rahatsız olursanız sağ yan da olabilir) yatmaya çalışın. Çünkü sırt üstü yatarken bebeğe giden kan akımında azalmalar olabilir. Böyle bir yatış pozisyonu sizi rahatsız ederse sırt ve bacak arasına yastıklar koyabilirsiniz. Eğer varis ve hemoroid (basur) vb. gibi sorunlar yaşıyorsanız dinlenirken (yatarak) bacaklarınızı kalbiniz düzeyine kadar yükseltiniz. Gerekirse destekleyici varis çorapları giyilebilir. Memelerden halk arasında klostrum adı verilen açık renkli sıvı gelebilir. Bu normal bir durumdur.

Bebeğiniz amniyotik sıvıdan içmeye başlamıştır. Hıçkırık görülebilir. Boyu yaklaşık 13 santime, kilosu 75 grama çıkmıştır. Gelişmekte olan bebeğin kafası üzerinde lanugo adı verilen ince ve ipeksi tüyler belirmeye başlar. Bu ilkel saçlar doğumda kaybolurlar. Bu dönemde bebeğin cildi oldukça incedir ve deri altında damarlar görülebilir. Bebeğiniz parmağını emmeye başlamıştır.

16.HAFTA
Bebeğiniz büyüdükçe sizin rahminizde büyür ve genişler. Rahminiz 250 gram kadardır ve rahim göbek deliğinin 4 parmak altında hissedilebilir. Amnion suyu artmaktadır ve 250cc kadar olmuştur. Bu haftadan sonra, eğer daha önceden de gebelik yaşamışsanız halk arasında “canlanma” denilen barsakta gaz veya karında kas seğirmesi gibi çocuk hareketlerini hissedebilirsiniz. Tecrübeli anne adayları bebeğin ilk hareketini bu haftada hissedebilirler. Ancak hareketin hissedilmemesi anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. İlk gebeliğini yaşayanlarda bu 20. hafta civarında gerçekleşir.

Cinsiyet bazı durumlarda 12-14. haftalarda görülebilir, ya da gebeliğin son dönemlerine kadar hiç görülemeyebilir fakat bu çok nadir bir durumdur. Bu haftalarda bebeğin cinsiyetinin saptanması asıl olarak incelemeyi yapan hekimin tecrübesine bağlıdır. Yine bu haftada down sendromu açısından son derece önemli olan üçlü tarama testi yapılabilir. Bu test için ideal zaman aralığı 16-18. haftalardır.

Bebeğin baş – popo uzunluğu 10,75 – 11, 5 cm. ağırlığı 140 gr kadardır. Tırnaklar tam olarak oluşmuştur. Başta ince kıllar ve tüyler (lanugo) daha da belirginleşmiştir. Sinir sistemi gelişimi büyük ölçüde tamamlanmıştır. Sinir uyarıları ve bunlara kasların yanıtı sonucu artarda ince el, kol, bacak, vücut hareketleri görülür. Özel bir stetoskopla çocuk kalp sesleri duyulabilir. Kaş ve kirpikleri oluşur. Ultrason ile cinsiyet tayini yapılabilir. Bebeğin bacakları artık kollarından daha uzundur.

17.HAFTA
İştahınız gittikçe düzelmektedir. Düşük tehdidi azalmıştır. Yükünüz henüz çok ağır değildir, hareketleriniz çok kısıtlanmamıştır. Yavaş yavaş bebeğinizin hareketlerini dinleyerek çocuğunuzla iletişim kurabilirsiniz. Gebelik büyüdükçe eşinizde çocuk hareketlerini elini karnınıza koyarak hissedebilir.

Eklemlerde gevşeme artarak devam etmektedir. Yataktan kalkarken önce oturup sonra el ve kollarınızın yardımıyla ayağa kalkınız. Dengesiz ve ağır yükler taşımayınız. Yerden bir şey alırken belden eğilmeden diz çökerek alınız. Raflardan iki elinizle ulaşamadığınız yüksekliklerdeki eşyalara uzanmaya (özellikle tek elle) çalışmayınız.

Bebeğin cilt altı yağ depoları bu gebelik haftasından itibaren hızla artmaya başlar. Bebeğin emme, yutma ve göz kırpma refleksleri de bu gebelik haftalarında ortaya çıkar. Bebeğin kemiklerinde kalsiyum depolama işlemi hızlanır. Parmağını emebilir. Bu haftada bebeğin kalbi günde 30 lt. (1.5 kova dolusu kadar) kan pompalar. Bu hafta sonunda boy 18 cm, ağırlık 150 gr’dır.

18.HAFTA
Bebeğin büyümesine paralel olarak anne adayı da kilo almaya başlar. Bu haftalara kadar 2-4 kilo almak oldukça normaldir. Kalbiniz gebelik öncesine göre %30-50 daha fazla çalışmaktadır.

Bu haftada bebek el ve ayak parmaklarını sık sık açıp kapar. Barsaklarda mekonyum adı verilen ilk dışkı bu gebelik haftasından itibaren oluşmaya başlar. Erkek bebeklerde prostat gelişimi bu hafta başlar ve tamamlanır. Bu hafta sonunda boy 20 cm, ağırlığı 210 gr’dır.Bu hafta ile 22 .hafta arasında yapılacak ayrıntılı bir ultrason muayenesi (2.düzey ultrason) ile normal gelişme , gebelik yaşı , bebeğin cinsiyeti ile ilgili oldukça güvenilir bilgiler elde edilebilir.

19.HAFTA
Bu dönemde büyüyen rahmin kasılmasına bağlı olarak hafif ağrılar olabilir. Kabızlık, bacaklarda kramp, eklemlerde şişlik, sırt ağrıları olabilir. Gebelik hormonlarının etkisi ile yüz,omuz ve kollarda küçük damar uçlarındaki genişlemelere bağlı olarak kırmızılıklar görülebilir.

Bu haftadan itibaren bebeğin cildini sürekli olarak maruz kaldığı sıvı ortamdan koruma amaçlı vernix caseosa adı verilen madde üretilmeye başlanır. Bu madde beyaz renkli, krem kıvamında ve bebeğin cildini kaplayarak korur. Baş – popo uzunluğu 13 – 15 cm, boy 22 cm, ağırlık 280 gr’dır. Cilt transparan görünümde, altında da damarlar görünür haldedir. Saçları oluşur.

20.HAFTA
Rahim göbek deliğiniz hizasındadır. Tiroid bezinin çok çalışması nedeniyle normalden daha fazla terliyor olabilirsiniz. Beliniz iyice kalınlaşır.

Bebeğin tırnak, saç ve kirpik oluşumu tamamlanmıştır, bu dönemde yapılacak bir ultrasonografik incelemede organları rahatlıkla seçilebilir. Vücudunun büyük bir kısmı lanuga olarak adlandırılan yumuşak ve tüylü bir tabaka ile kaplıdır

Bu haftada doğumdan sonra 5 yaşına kadar devam edecek olan hızlı beyin olgunlaşması başlar. Bebeğin koku, tat, işitme, görme ve dokunma duyuları iyice aktif olmaya başlar.

Bebek anne karnında uyku ve uyanıklık dönemlerine girer. Anne, bebek hareketlerini hissetmeye başlar. Boy:25 cm, Ağırlık:340 gr.

21.HAFTA
Daha önce başlamadıysanız bu haftadan itibaren demir desteğine başlamanız gereklidir. Diyet ile aldığınız demir gebelikte size yeterli gelmeyecektir. Bu nedenle mutlaka dışarıdan destek almalısınız.

Bu dönemde bebeğe yer kazandırabilmek amacıyla öne doğru genişleyen karından dolayı bel ve sırt ağrıları görülebilir. Masaj ve ağrıyan bölgelere sıcak uygulaması önerilmektedir. Rahim göbek hizasını geçmiştir. Artık çevrenizdekiler siz söylemeden gebe olduğunuzu kolaylıkla anlayabilir. Şimdiye kadar yaklaşık 3,5 -5 kg almış olmalısınız. Artmış gebelik hormonları (özellikle progesteron) nedeniyle gevşeyen idrar yollarında idrar akım hızı yavaşladığından dolayı idrar yolları iltihabı kolaylıkla gelişir.

Yine bu dönemde karında düzensiz kasılmalar hissedilebilir. Genelde dinlenme ile geçen bu kasılmalar, düzenli aralıklarla tekrarlıyorsa veya dinlendikten sonraki bir saat içerisinde 4 defadan daha fazla görülüyorsa mutlaka doktora danışmak gereklidir.

Bebeğin kalp kası bu haftadan itibaren güçlenmeye ve daha güçlü bir şekilde kan pompalamaya başlar. Bu nedenle rahim içindeki bebeğin kalp atım sayısı 120-160 arasında değişir. Boy 28 cm, ağırlık 400 gr’dır.

22.HAFTA
Kramplar daha sık görülmeye başlar. Bazen aşırı derecede rahatsız edici olabilir. Krampları önlemek için kalsiyum ve potasyumdan zengin yiyecekler alabilirsiniz. Yatmadan önce ılık bir bardak süt, muz, greyfurt veya portakal faydalı olabilir. Kramp oluştuğunda sertleşen kasın tersi yönde bacaklarınızı germek krampın daha çabuk düzelmesini sağlayacaktır. Artık dengenizi sağlamakta zaman zaman güçlük çektiğinizi fark edebilirsiniz. Karnınızın büyümesine bağlı olarak vücudunuzun denge merkezi yer değiştirmektedir. Bünye buna aynı hızda uyum sağlayamadığından dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz.

Bebek bu dönemde gerçek bir insanın ufak bir modeli gibidir. Seslere hareketle yanıt verir ve güzel sesleri ayırt eder. Çocuğunuzla konuşabilir, hatta ona şarkılar söyleyebilirsiniz. Doğumdan sonra aynı seslerle bebeği daha kolay sakinleştirebilirsiniz. Göz kapakları oluşmuştur ve hareket ettirebilir. Bebek erkek ise testisler ilk gelişim yerleri olan karın içi bölgeden skrotuma inmeye başlar. Bu süreç 32 haftanın sonuna doğru tamamlanır. Bu hafta sonunda boy 29 cm, ağırlık 470 gr’dır.

23.HAFTA
Gebeliğin başından bu yana yaklaşık 4,5-5,5 kilo almış olmalısınız. Sırt ağrıları daha da artmış olabilir. Bu ağrılar dengesiz bir şekilde karnın ön kısmında taşınan ağırlığın karşılanması için omurga ve etrafındaki kasların yüklerinin artmasına bağlıdır. Sırt ağrılarını gidermek için dengeli hareket etmek, uygun oturuş şekilleri, masaj ve sıcak uygulamaları faydalı olabilir.

Eşiniz elini karnınıza koyduğunda bebeğinizin hareketlerini çok rahat hissedebilir, hatta bu hareketler dışarıdan gözle bile fark edilebilir. Bunun nedeni bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının göreceli olarak fazla olmasıdır. Yani bebeğin hareket etmesi için çok geniş bir alan vardır. Bebeğiniz karnınızın içinde takla atabilir, özgürce hareket eder.

Bu haftada bebeğin vücudu giderek normale dönmektedir. Ancak baş vücuda göre hala nispeten biraz daha büyük orta kulak kemikleri de gelişimini tamamlar ve sesler bebeğin işitme merkezine iletilmeye başlanır. Yani bebeğinizin kulakları duymaya başlar. Cilt hala kırışıktır, hızla kilo almaya devam edecektir. Lanugo kılları daha koyu bir renk alır. Boy 31 cm, ağırlık 550 gr’dır.

24.HAFTA
Kilo artış hızınız ayda 1-1.5 kilo civarında olmalıdır. Hızla kilo alır ve vücudunuzda şişlikler oluşmaya başlarsa doktorunuza danışın. Tansiyon takibi ve idrarda albumin bakılarak gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) açısından araştırılması gerekebilir. Vagende kokusuz, sarı-beyaz renkli , normal vajinal akıntı görülebilir.

Bu haftadan itibaren bebeğin algılarının önemli bir kısmı geliştiği ve bebeğin uyaranlara refleks değil, bilinçli cevap verdiği bilimsel veriler tarafından gösterilmiştir. Yani bebek artık öğrenmeye, bilgileri hafızasında depolamaya ve doğru tepkiler vermeye başlamıştır. Oldukça buruşuk olan cildini verniks olarak adlandırılan bir madde kaplamıştır. Bebek parmağını emebilir, öksürebilir, hıçkırabilir. Bebek gözlerini açabilir. Doğduğu takdirde yaşam şansı henüz yok denecek kadar düşüktür. Boy:32 cm, Ağırlık:600 gr.

25.HAFTA
Karın içinde rahmin hızla büyümesine bağlı olarak mide yanmaları ve hazımsızlık daha da artmıştır. Çocuk hareketlerinin en iyi duyulduğu dönemdir. Az ve sık yemeye, dinlenirken ayaklarınızı yukarıda tutmaya dikkat ediniz. Büyüyen rahmin baskı yapması ve dolaşımın bozulması nedeni ile bacaklarda ve belde ağrılar olabilir. Bazı gebelerde ise bileklerde, el parmaklarında ağrılar olabilir. Bu gibi durumlarda eli yüksekte tutmak, soğuk tatbiki uygulamak oldukça yararlı olmaktadır.

24-28. haftalarda 50 gr glukoz (şeker) yükleme testi yaptırmanız gerekmektedir. Bu test ile daha önce şeker hastalığı olmayan gebelerde bile sadece gebelikte ortaya çıkan, anne ve bebeği olumsuz derecede etkileyebilen şeker hastalığı (gestasyonel diabet) araştırılır. Aç veya tok karına (tercihen açlığı takiben açlık kan şekeri ölçüldükten sonra) 50 gr glukoz içerikli içecek içirildikten 1 saat sonra kan şekeri ölçülür, bu ölçüm 140 mg /dl altında olmalıdır.

Bebeğin cildi artık şeffaf görünümünü kaybetmektedir. Cilt kıvrımlarla kaplıdır. Kalp atımları stetoskopla veya bebeğin pozisyonu da uygunsa karna kulağını dayayan biri tarafından duyulabilir. Boy: 33 cm. Ağırlık: 700 gr.

26.HAFTA
Bebeğin hızla büyümesi ve hareketlerinin daha güçlü olması nedeniyle kaburgalarınızda ve karnınızda ağrılar olabilir.
Bu haftada bebeğin akciğer gelişimi hızlanır. Akciğerler çalışmaları için çok gerekli olan, surfaktan denilen maddeyi üretmeye başlar. Ayrıca bu haftadan itibaren el ve ayak izleri oluşmaya başlar. Beyin fonksiyonları normal bir yeni doğanınkine benzer. Beynin uyku ve uyanıklık dönemlerine ait özellikler ayırt edilebilir. Boy yaklaşık 34 cm, ağırlık 820 gr.’dır.

27.HAFTA
Bu haftalarda birdenbire karında sertleşme hissedilebilir. Bunlar rahimde görülen normal kasılmalardır, ancak 30 saniyeden uzun süren ve 15 dakikadan daha sık aralıklarla oluşan düzenli kasılmalar hissederseniz, erken doğum eylemi olabileceğinden, hemen doktorunuzu aramalısınız. Bu dönemde solunum ve uyku problemleri çekilebilir. Yatmadan önce kısa bir yürüyüşe çıkmak, ya da yatarken kullanılan yastık sayısının arttırılması önerilir. Ayrıca kan basıncını kontrol etmek amacıyla haftada 2 kez tansiyon ölçülmesi faydalıdır.

Bu haftada beyin ve akciğer gelişimini hızla sürdürmeye devam eder. Bebek parmağını emer ve böylece çene kasları gelişir.
Boy: 35 cm. Ağırlık: 1000 gr.

28.HAFTA
Karında büyüyen bebek nedeniyle sindirim sorunları, uykusuzluk, zor nefes alma gibi sıkıntılar artarak devam eder. Bol sıvı, taze sebze ve meyve almakla kabızlık azaltılabilir. Bu haftada bebeğiniz hızla büyümeye devam edecek ve rahim içini mümkün olduğunca dolduracaktır. Rahim büyüklüğünüz neredeyse kaburgalarınızın seviyesine ulaşmıştır. Bu haftada bacaklarınızdaki varislerde artma ve bacaklarınızda şişme fark edebilirsiniz. Hemoroid (basur) probleminiz varsa kötüleşebilir, bacaklarınızda sık sık kramplar yaşayabilirsiniz. Bu haftada eşinizle kan uyuşmazlığınız varsa doktorunuza bunu hatırlatmalısınız.
Bu dönemde bebeğinizin kalsiyum ihtiyacı artar. Eğer yeterli kalsiyum alınmazsa annenin kemiklerindeki kalsiyum deposu azalır.

Bebeğin akciğerleri hızla yapı ve fonksiyon açısından dışarıda yaşamaya hazır hale gelmektedir. Beyinde (REM ) derin uyku (rüya) dalgaları tespit edilebilir. Erken doğum halinde yaşama olasılığı artmıştır. Zayıfça ağlayabilir, hıçkırır, vücudu yağ depolamaya başlar. Bebek sesleri tanımaya başlar. Kişiliğin bu haftadan itibaren oluştuğu düşünülmektedir. Boy:36 cm. Ağırlık:1100 gr.

29.HAFTA
Son trimester denilen bu dönem 40 haftaya kadardır. Çoğu kadın bu trimester sırasında ortalama 5 kg alır. Rahim büyümeye ve çevre organlara bası yapmaya devam eder. Böylece gebeliğin ilk haftalarındaki gibi sık idrar yapma isteği tekrar ortaya çıkabilir. Her türlü vaginal kanama ve iç çamaşırınızı ıslatırcasına bol gelen akıntı veya sıvıyı doktorunuza bildirmelisiniz. Su kesesi normalde doğumda veya doğuma yakın dönemde açılır. Erken açılması durumunda, anne ve bebek için ciddi enfeksiyon riski ile karşılaşılabilir.

Bebeğiniz gözlerini açabilir ve başını rahim içinde sürekli döndürebilir. Yağ tabakaları oluşmaya devam eder. Duyuları tamamen gelişmiştir, ışık, ses,tat ve kokuyu algılayabilir. Boy: 38 cm. Ağırlık: 1300 gr’dır.

30.HAFTA
Anne adaylarında rastlanacak sindirim sistemi ile ilgili sorunlar yüksek lifli yiyecekler tüketerek ve bol sıvı içerek azaltılabilir. Bacaklarda kramp şikayetleri ile oldukça sık karşılaşılır. Doğuma kadar vitamin ve mineral alımını sürdürmek, hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından oldukça önemlidir. Bu sırada annenin ağırlığı da 7 – 8 kilo kadar artmıştır. Bebek hareketleri sayılarak çocuğun sağlığı hakkında kabaca bilgi edinmek mümkündür. Bebek bir gün içerisinde, annenin uyanık olduğu yaklaşık 12 saatlik süre boyunca 10 kez hareket ediyorsa bu olumlu olarak yorumlanır. Bebek hareket etmiyor veya az hareket ediyorsa doktorunuza danışmalısınız.

Bebeğin gittikçe aşağıya inmeye başladığınıbfark edebilirsiniz. Bu durumda hafifleme ve karnın alt kısımlarında basınç artması hissi olur, hatta bebeğin dışarıya fırlayacağı hissine bile kapılabilirsiniz. Nefes alma ve yemek yemek kolaylaşmasına rağmen yürümek rahatsız edici olabilir ve sürekli idrar yapma ihtiyacınız olduğunu hissedebilirsiniz.

Bebeğiniz yaklaşık 1350 gr ağırlığında ve 45 cm uzunluğundadır. Lanugo tüyleri kaybolur.

31.HAFTA
Rahim artık tüm karnı dolduracak kadar büyüdüğünden solunum, sindirim ve dolaşım sistemindeki yüklenme giderek artmaktadır. Anne normalde 8-10 kg civarında kilo almış olabilir. Bebeğinizin yeri iyice daralmıştır ve kendine yer açmak için organlarınızı yukarı doğru itmekte, midenizi iyice sıkıştırmaktadır. Midenizde yanma ve sindirim güçlüğü olabilir.

Bebeğiniz rahim içinde görebilir, ışığı karanlıktan ayırabilir. Ayrıca gözlerini kırpabilir ve kapatabilir. Bebek daha az hareket etmektedir, çünkü hareket etmesi için yeterince yer yoktur. Boyu 45 cm,ağırlığı 1750 gr kadardır. Gittikçe artan cilt altı yağ dokusuna bağlı olarak şişmanlamaktadır. işitme duyusu iyice gelişmiştir, tanıdık sesleri ve müziği ayırabilir.

32.HAFTA
Bu haftadan itibaren doktor kontrollerine daha sık gitmelisiniz (2 hafta arayla ). Son ay ise doktor kontrollerine her hafta gitmelisiniz. Bu aylarda bazı annelerde meme başından “colostrum” denilen ilk süt gelebilir. Bebeğin büyüklüğü, pozisyonu ve içinde yüzdüğü sıvı miktarına bağlı olarak karın değişik şekillerde görülebilir. Daha önce doğum yapmış olsanız bile her gebeliği farklı algılayabilirsiniz.

Bel, kasık, bacak ağrıları artabilir. Dinlenirken bacaklarınızı yüksekte tutunuz. Yatarken sol yana yatmaya ve bacak altı veya aralarına karnınızın yatağa dayandığı tarafa yastıklarla destek olabilirsiniz.

Rahim içinde hareket edebileceği alanlar hızla azalmaktadır. Gözlerini açıp kapar ve solunum hareketleri yapar. Saçları alın sınırına uzanmış yağ ve kas dokusunda artış hızlanmıştır.Cilt altı yağ dokusu gelişmeye devam ettikçe bebeğinizin rengi kırmızıdan pembeye doğru dönmeye başlar.

Bu dönemde erken doğum ihtimali beliren bebekler mutlaka yoğun bakım ünitesinin olduğu hastanelerde doğurtulmalıdırlar. Beyin gelişmesi hızlanmış ,göz irisi ışık ve karanlığa cevap verir. Bebek uyur ve hareket eder. Boy:46 cm, Ağırlık:1800 gr.

33.HAFTA
Gebelikte artan relaxin hormonu uyluk eklemlerinizi gevşettiğinden yürüyüşünüz zorlaşır. Eller belde ve belinizi öne doğru iterek yürümeye başlarsınız. Özellikle geceleri rahat bir pozisyonda dinlenmelisiniz. El ve ayaklarınızda şişme varsa mutlaka tansiyonunuz daha yakın takip edilmelidir. Bebeğinizin dışarıda yaşama şansı giderek artmaktadır. Akciğerlerden (alveollerden) salgılanan surfaktan denilen bir madde artmaya başlamıştır.Bu maddelerin artışı ile bebeğin dış ortamda solunum sıkıntısı olmadan yaşama kabiliyeti artacaktır.

Bebek şimdi yaklaşık 2000 gr. ağırlığındadır ve 47cm uzunluğundadır. Nefes alma pratiği yaparak akciğerlerini çalıştırmaktadır. Bu haftadan itibaren haftalık kilo artışınız olan 500 gr’ ın kabaca yarısı bebeğe gider. Bebeğiniz bundan sonraki yedi hafta boyunca doğum ağırlığının yarısından fazlasını alarak, rahmin dışındaki yaşam için kendini hazırlar. Bu yağ depolanmalarından dolayı cilt kalınlaşır ve pembeleşir. Erkek fetuslarda testisler yumurtalık kesesi içine girmiştir. Cilt rengi kırmızıdan pembeye döner.

34.HAFTA
Bu dönemdeki en yaygın şikayet yorgunluktur, uykusuzluk ve ağrı şikayeti artar. Dinlenme ve her gün açık havada yapacagınız kısa yürüyüşler kaslarınızda rahatlama sağlar. Kilo artışı devam eder. “Braxton Hicks” denilen ağrılar rahmin zaman zaman sertleşmesine yol açar.
Doğum yaklaştıkça gebelik takibinizi yapan doktorunuz sizi doğum hakkında bilgilendirmeye başlamalıdır.
Doğuma kadar vitamin ve mineral alımını sürdürmek hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından önemlidir. Halsizlik ve yorgunluk özellikle 34. haftadan sonra daha sık hissedilir. Sizin ve bebeğinizin sağlığı açısından doktor kontrolleri sıklaştırılmalıdır. Bu muayeneler sırasında tansiyonunuz ölçülür, rahimin büyümesi kontrol edilir ve bebeğinizin ultrasonla ölçümleri yapılarak kilo artışı, amnion sıvısının miktarı, bebeğinizin rahim içindeki pozisyonu, plasentanın yerleşimi ve kalitesi değerlendirilir. Gerekiyorsa NST(non-stress test) ile bebeğinizin kalp atışları ve rahim kasılmaları değerlendirilir.

Bebeğiniz yaklaşık 2300 gr ağırlığındadır ve ortalama 47 cm. uzunluğundadır. Muhtemelen baş aşağıda pozisyonunu almıştır. Ancak pozisyon değiştirmeye devam edebilir. Kafa kemikleri halen oldukça yumuşaktır ve tamamen birleşmemiştir, böylece bebeğin dar doğum kanalından çıkışını kolaylaştırırlar. Ayaklarınızın, ellerinizin, yüzünüzün ve ayak bileklerinizin şiştiğini ve bu ödemin sıcak havalarda ve günün ilerleyen saatlerinde daha da kötüleştiğini fark edebilirsiniz. Bebeğiniz ve böbrekleriniz için bol sıvı tüketmelisiniz. Vucutta belirgin ödem, aşırı kilo artışı, tansiyon yükselmesi preklampsi bulgusu olabilir. Bu bulgularla karşılaştığınızda doktorunuz tarafından dikkatli takip edilmelisiniz.

35.HAFTA
Haftalık kilo artışınız 350-500 gr dır, ve bebek sizin her hafta aldığınız kilonun yarısı kadar kilo almaktadır( 180-250 gr ). Doktorunuz tarafından aksi söylenmedikçe cinsel ilişkide bulunmanızın sakıncası yoktur. Rahatlamak için duş yapmanız, istirahat etmeniz, açık havada kısa yürüyüşler yapmanız iyi gelecektir. Bebeğin hareketlerini izlemeli , eğer bebek hareketlerinde belirgin azalma veya hiç oynamadığını farkederseniz mutlaka doktorunuza bildirmelisiniz.

Bebeğiniz 2500 gr’ın üzerindedir ve muhtemelen 50 cm’e yakın bir uzunluktadır. Bu haftada doğan bebeklerin yüzde 99’u yaşar. Akciğerler genellikle tamamen gelişmiştir ve 35 haftadan önce doğan bebeklerde veya prematürelerde ölüm nedeni olan solunum problemleri bu haftadan sonra daha kolaylıkla çözümlenir.

Bebeğinizin yağ depolaması devam eder. Tüm organ sistemleri gelişim ve olgunlaşmasını tamamlamıştır. İçinde yüzdüğü suya oranla rahim içinde daha fazla yer kaplamaya başladığından hareketleri de çok kolay olmayacaktır. Bebeğiniz 2600 gram kadardır. Kilo artışı, özellikle yağ depolanması omuzlar hizasında başlayacaktır.

36.HAFTA
Bu haftadan sonra doktorunuz sizi her hafta ultrasonla degerlendirmek için kontrole çağırabilir. Rahminiz orjinal hacminin 1000 katı kadar genişlemiştir ve hiç yeriniz kalmamış gibi hissedebilirsiniz, rahim muhtemelen kaburgalarınızın altındadır. Muhtemelen toplam 12 ile 16 kg. arasında kilo almışsınızdır.

Bebeğiniz 2800 gram kadardır. Yağ artık yanaklarda depolanmaya başlar, deri altında yağ dokusunun depolanmasından dolayı vücut daha dolgundur ve yüz cildindeki buruşukluklar kaybolur. Bebek yavaş yavaş doğum kanalına girer.

37.HAFTA
Artık bu haftadan itibaren bebeğinizin herhangi bir gün doğmasında sakınca yoktur. Yaklaşık 3000 gr. ağırlığındadır ve 51 cm. uzunluğundadır. Haftalık doktor ziyaretlerinizde doktorunuz bebeğinizin ne durumda olduğunu, rahim ağzında açılma olup olmadığını, bebeğin doğum kanalına ne kadar uzaklıkta olduğunu kontrol etmek isteyebilir. Bu dönemde hekiminizle net olarak doğum şekli hakkında konuşmalısınız. Hekiminiz ultrason muayenesi ile bebeğinizin rutin kontrollerini yaparken, gerekirse uygun aralıklarla NST de yapılmalıdır. Ultrasonla bebeğinizin soluk alıp verme hareketlerinin izlenmesi bebeğinizin iyi durumda olduğunun da göstergesidir.

Bebeğinizin büyüklüğü çok arttığından rahim içinde hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma fark edebilirsiniz. Bebeğiniz hareket ederken kendini daha çok hissettirmeye başlar. Geceleri sizi daha sık uyandırabilir. Vücudu iyice şekillenmiş, doğum kanalına yerleşme çalışmaları devam etmektedir. El ve ayak tırnakları artık parmakların ucuna kadar uzamıştır.

38.HAFTA
Artık her an doğum yapabilirsiniz ve artık bu normal zamanında bir doğum olarak tanımlanır. Araştırmalara göre doğumların ancak %5’i beklenen doğum tarihinde olmaktadır. Doğumların %60’ı ise beklenen doğum tarihinden 1 hafta önce olmaktadır.

Bu haftada bebeğinizin kafa çevresi ile karın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir. Bebeğiniz 3000 gr’ı geçmiştir ve yaklaşık 51 cm uzunluğundadır. Bebeği kaplayan tüylü lanugo tabakasının çoğu kaybolmuştur ve peynir benzeri tabaka(vernix caseosa) da yok olmuştur (bir kısmı doğumda kalabilir). Her ikisi de, diğer sekresyonlarla birlikte bebek tarafından yutulacak ve bebeğin bağırsaklarında tutulacaktır. Bunlar bebeğin ilk bağırsak hareketleriyle atılan siyah renkli bir dışkıyı oluşturur. Buna “mekonyum” diyoruz.

39.HAFTA
Bebeğiniz muhtemelen başı doğum kanalına girecek şekilde pozisyon almıştır. Halen bağışıklık sistemi tam gelişmemiştir ve plasenta aracılığı ile anneden antikorları( bağışıklık hücreleri) almaya devam etmektedir. Sizden geçen antikorlar bebeğinizin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olacaktır. Doğumdan sonra bebek, bazı antikorları (Ig A) anne sütünden almaya devam edecektir.

Son haftada amniyon zarı(su kesesi) her an açılabilir ve sularınız gelebilir. Bazen bardaktan boşalırcasına hızlı ve fazla miktarda olan su gelmesi, bazen çok yavaş olabilir. Hatta kendinizi idrar kaçırmış gibi hissedebilirsiniz. Miktarı ne olursa olsun sularınızın geldiğini düşünüyorsanız zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalı ya da hastaneye gitmelisiniz.

Artık bebek çok sık uyumaya başlamıştır. Büyük gün çok yaklaşmıştır. Boyu yaklaşık 51 santim, kilosu 3.250 gramdır.

40.HAFTA
Bebeğiniz doğum gününe hazırdır. Cildi pembe – kırmızı bir renkte, boyu yaklaşık 52 santim, kilosu 3.300-3.500 gramdır.
Normal doğuma karar verildiğinde ultrason ve NST(non-stress test) ile bebeğin hareketleri, kalp atışları ve amnion sıvısının miktarı değerlendirilir, beklenen doğum tarihinin gelmesine rağmen sancıları başlamamış gebeler için 7 gün daha beklenebilir. Bu süre sonunda da doğum sancıları başlamamışsa öncelikle suni sancı denenir. Suni sancıya rağmen doğum eylemi başlamıyorsa ya da bebek doğum kanalında ilerlemiyorsa ya da bebek kalp atışları bozulmaya başlarsa bebek sezeryan ile doğurtulur.

Doğum anı yaklaştıkça rahim ağzı yavaş yavaş açılmaya başlar. Bu açıklık yaklaşık 10 cm’e ulaştığında doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Bundan sonra başlayan ikinci evre ile bebek annenin doğum kanalında ilerler ve anne karnında geçirdiği yaklaşık 40 haftalık süreyi tamamlayarak dünyaya gelir.

Down Sendromu

Down Sendromu nedir?

Down Sendromu (Mongol bebek, Trizomi 21), insanlarda en sık görülen kromozom anomalisi şeklidir. Dünyada doğan bebeklerin yaklaşık 600-700 de biri Down Sendrom’lu olarak doğmaktadır. Down Sendromu, zeka geriliği ve çeşitli nedenlerle erken yaşlarda ölümle sonuçlanması nedeni ile önemli ailesel ve toplumsal sorunlardan biridir.

Down Sendromu neden oluşur?

Normal insan hücrelerinde 46 kromozom vardır. Bunların 22 çifti otozomal denilen ve yapısal özellikleri belirleyen genleri içeren kromozomlar, 1 çifti ise cinsiyeti belirleyen kromozomlardır. Tıbben numaralandırılmış olan bu kromozomlardan 21. kromozomun 2 adet yerine 3 adet olması halinde Trizomi 21 denilen Down Sendromu tablosu ortaya çıkar.

Kadında yumurta hücrelerinin bölünmesi sırasında kromozomlar 23 tek olarak ayrılırlar. Yani bölünme sırasında, 1 hücreden 2 hücre oluşurken, bu hücreler 46 kromozomun yarısını, yani 23’er tanesini alırlar. İşte bu bölünme sırasında 21. kromozomda ayrılma olmazsa bölünenik hücreden birinde 21. kromozom yoktur, diğerinde ise 2 adet vardır. Sonuçta, sperm hücresi 21.kromozomun çift olduğu hücreyi döllerse ve gebelik gelişirse Trizomi 21 durumu ortaya çıkar.

Trizomi 21 özelliğinde olan döllenmiş hücrelerin yarısından fazlası daha ileri aşamalar gidemez ve gebelik düşükle sonuçlanırken, geri kalanlarda gebelik devam eder ve bebekte hastalık tablosuna neden olurlar.

Down Sendromlu bebekler nasıl anlaşılır?

Down Sendromlu bebekler doğduklarında tipik bir yüz görünümleri vardır. Baş nisbeten küçüktür, kafanın arka kısmı yassıdır. Ense kısa, geniş, derisi gevşek ve boğumludur. Burun kökü yassıdır, kulaklar aşağıdadır. Dil ağıza göre büyük ve dışarı taşkındır. Parmaklar kısa ve künttür. Avuç içlerinde enine çizgi vardır. Serçe parmak kısa ve içeri kıvrıktır. Kalp ve sindirim sistemi hastalıkları sıktır. Kalpte delik veya büyük damar hastalıkları görülebilir. Yenidoğan veya çocukluk çağında kan kanserine yakalanma olasılığı artmıştır. En önemli özellik, zeka düzeyinin (IQ) düşük, ortalama 50-60 civarında olmasıdır.

Kimler Down Sendromlu bebek doğurma riskindedirler?

Anne yaşının ileri olması durumunda risk artmakla birlikte, hastalık her yaştaki gebelerde görülebilir (Şekil 1). Özellikle Trizomi 21 olgularının % 80’i 35 yaştan önceki gebeliklerde görülmektedir. Bu nedenle tüm gebelikler yaşa bakılmaksızın tarama testleri ile kontrolden geçirilmelidir. En sık kullanılan testler: 3. ayda NT (Nukhal kalınlık), 4. ayda Üçlü Test’tir.

Aşağıdaki durumlarda Down Sendromu görülme riski yüksek olduğundan, Amniosentez (bebeğin su kesesinden sıvı alınması) veya Kordosentez (bebeğin göbek kordonundan kan alınması) işlemi yapılmalıdır:

1. İleri anne yaşı

2. NT ölçümünün yüksek olması

3. İlk trimester tarama testinde yüksek risk

4. Üçlü testte yüksek risk saptanması

5. Ultrason’da Down Sendromu düşündürecek bulgularıın olması

6. Daha önce Down Sendromlu bebek doğurmuş olmak

7. Aile bireylerinde Down Sendromlu birey olması

8. Tekrarlayan ölü doğum veya düşüklerin olması

Ultrason muayenesinde Down Sendromu düşündüren bulgular nelerdir?

Ense katlantısı kalınlığında artış

Burun kemiğinin olmamaması veya az gelişmiş olması

Kol veya bacak kemiğinin çok kısa olması

Barsaklarda normalden daha yoğun görünüm

Böbreklerde hafif derecede sıvı toplanması

Kalpte yapısal anomali

Renkli Doppler ultrasonda Triküsbit yetmezlik

DOWN SENDROMLU BEBEKLERİN ANCAK YARISINDA ULTRASON BULGULARI OLDUĞU, BUNLARIN BÜYÜK KISMININ NORMALDEN HAFİF SAPMALAR OLDUĞU, DİĞER YARISINDA HİÇBİR BULGU OLMADIĞI UNUTULMAMALIDIR

Bebekte Down Sendromu saptandığında ne yapılabilir?

CVS, amniosentez veya kordosentez sonucuna göre bebeklerinin Down Sendromlu olduğunu anlayan aile, gebeliğin devamına veya sonlandırılmasına karar vermekte serbesttir. Gebeliğin sonlandırılması istenecekse bunun anne ve babanın rızası ile ve gebeliğin 22. haftasından önce olması gereklidir.
Diğer Kromozomal anomalilerin saptanması

Amniosentez veya kordosentez sonucunda diğer kromozomal anomaliler de saptanabilir. En sıklıkla 13., 18., kromozomlarda fazlalıklar, cinsiyet kromozomu eksikliği (45X), cinsiyet kromozomu fazlalığı (47 XXX, XXY, XYY) görülmektedir. Bu bebeklerin canlı doğması veya normal yaşam sürmeleri hemen hemen imkansızdır. Bu nedenle, aile detaylı bilgileri hekimden elde ettikten sonra gebeliğin sonlandırılmasını isteyebilir.

Amniosentez

Amniosentez anne karnında (prenatal) tanı amaçlı, ideal olarak gebeliğin 16-20.haftaları arasında yapılabilen, fetusun (bebeğin) anne karnında içinde bulunduğu sıvıdan Ultrason eşliğinde ince bir iğne yardımı ile girilerek örnek alınması işlemidir. Bu işlem;

1-Yüksek riskli ikili, üçlü ve dörtlü tarama testi sonucunda kesin tanı amacına yönelik olarak,

2-İleri yaş gebeliklerinde

3-Ailede bilinen genetik geçişli hastalık varlığında

4-Daha önce Down sendromlu bebeği olan gebelerde

5-Gebelikte bazı enfeksiyonların aktif belirteçlerinin (toksoplazmosis gibi) pozitif olması durumunda aktif enfeksiyon ve fetusun (bebeğin) etkilenme durumunu netleştirmek için,

6- Bazen bebeğin suyunun fazla olduğu durumlarda (polihidramnios) basıncı azaltmak amacıyla sıvı boşaltmak için (bu endikasyonla daha ileri haftalarda da yapılabilir) gibi nedenlerle yapılabilir.

Bu işlem Ultrason eşliğinde yapıldığından ve görerek girildiğinden iğnenin bebeğe zarar vermesi söz konusu olmamaktadır. Ancak yine de invaziv(girişimsel) bir işlem olduğundan gebeliğin kaybına (düşüğe) sebep olabilmektedir. Ehil ellerde amniosentezin düşüğe sebep olma riski 250-300’de 1 dir.

Burada Ultrason cihazının görüntü kalitesi,uygulama esnasında hijyen-antisepsiye uyulması, ve en önemlisi hekimin bu konudaki deneyimi oldukça önemlidir.

Genetik tanı amaçlı olarak alınan amnion sıvısından moleküler genetik yöntemler olan QF-PCR ve FISH yöntemleri ile %95-99 doğrulukla birkaç gün içinde sonuç alabilmek mümkün olmaktadır. Ancak 3 hafta süren hücre kültürü sonrasında yapılan SİTOGENETİK İNCELEME daha güvenli sonuç verdiğinden mutlaka yapılması önerilir.

4 Boyutlu Ultrason

4 boyutlu ultrason bir teknoloji mucizes idir. Bu cihazla bebeğin anne karnında gerçek ve eş zamanlı hareketlerini izlemek mümkündür. Bu cihazla bebeğinizi gerçek şeklinde görüntüleyip, bu görüntüleri CD’ye aktarmak mümkündür.

3 boyutlu ultrasonda alınan görüntünün, 3 boyutlu şekilde görünür hale gelmesi 10-15 dakika zaman gerektiriyordu. Bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler bu süreyi çok kısalttı ve hareketler de görünür hale geldi ve bu da 4 boyutlu ultrason olarak adlandırıldı. Burada 4. boyut olarak tanımlanan zaman faktörüdür ve incelemenin eş zamanlı yapıldığını ifade etmektedir.

4 boyutlu ultrason cihazları iki boyutlu inceleme özelliğinin yanı sıra, renkli doppler ve 3 boyut özelliğini birlikte barındırırlar. Bu yüzden oldukça pahalı cihazlardır ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece belirli merkez ve kurumlarda bulunmaktadır.

Esas olarak 3 veya 4 boyutlu ultrasonografi klasik 2 boyutlu ultrasonografi kullanımını gereksiz kılacak bir yöntem değildir. Ancak, klasik ultrasonografide saptanması güç olan veya deneyim isteyen bazı durumlarda avantaj sağlamaktadır. Özellikle bebeğin dış yapısının incelenmesinde avantajlıdır.

Örneğin, yarık damak ve dudak anomalilerinin saptanmasında, kol ve bacaklardaki bazı detay anomalilerin görülmesinde, nöral tüp defektlerinde 3 veya 4 boyutlu ultrasonografi daha detaylı bilgi verebilmekte ve incelemeyi kolaylaştırabilmektedir.

Buna karşılık, 2 boyutlu ultrasonografi bebeğin iç organlarını değerlendirmede 3 boyutlu ultrasonografiden üstündür.

4 boyutlu ultrasonografinin belki hayati gibi görünmese de aslında en önemli avantajlarından biri, anne ve baba adaylarının doğmamış bebeklerinin gerçek görünümünü görmeleri ile normalde doğumdan sonra kurulması beklenen duygusal bağların daha önceden oluşmasıdır. Gerçektenden de bebeğini ekranda gören annenin heyecandan ağladığına şahit olarak bunun doğruluğunu sık sık yaşıyoruz. Bebeklerini önceden gören anne adaylarının gebeliklerinin geri kalan kısmını daha rahat geçirdikleri de iddia edilmektedir.

Ultrasonda 4 boyutlu görüntü almak bazı koşulları gerektirir. Öncelikle incelemek istediğimiz kısmın önünde amniyon sıvısının yeterli olması gerekir. Bu nedenle, ara sıra bebeğin pozisyonundan ötürü istenen görüntü o an için alınmayabilir. Ancak, inceleme süresinin uzatılması veya nadiren olduğu gibi daha sonra tekrar yapılması ile bebeğin pozisyonunun değişme şansı arttığından istenen görüntüler elde edilebilir.

Görüntüleri ister basılı olarak ister CD’ye kaydedilmiş olarak alabilirsiniz. Hatta, video formatında CD’ye kaydedip bunları daha sonra seyretmek ve yakınlarınıza seyrettirmek de mümkündür.

4 boyutlu ultrasonun avantajları

4D Ultrason cihazları ile çok erken döneminde cinsiyet, yarık damak, yarık dudak, eksik parmak, beyin ve omurilikten kaynaklanan rahatsızlıkların erken tanısı konulabilmektedir.

Ense kalınlığı ölçümüyle görülen “mongolizm” (Down sendromu) 4D ultrason sayesinde 3. ayda taranabilmektedir.

Yine, dört boyutlu ultrasonlar ile çiftlerin ayrı bir mutluluk ve farklı bir heyecanla bekledikleri ikiz, üçüz bebeklerin gelişimi de daha net bir şekilde izlenebilmektedir.

4D ultrasonlar geleneksel iki boyutlu inceleme özelliğinin yanı sıra hem renkli doppler hem de 3. boyut özelliğini birlikte içermesi ile bebek heyecanına kapılan ailelere üçüncü aydan itibaren cinsiyeti öğrenme ve renkli fotoğraflarını alma fırsatı tanımaktadır.

Siyah beyaz ve 2 boyutlu ultrasona göre anne karnındaki bebeğin hem bir buçuk ay daha önce görüntülenmesine hem de net fotoğraf kalitesindeki renkli görüntüsünü elde etmeye olanak sağlayan 4 boyutlu (eş zamanlı) renkli ultrason, anne babaların hamileliğin 3. ayından itibaren bebeklerinin fotoğrafına kavuşmalarını sağlamaktadır.

Lohusalık

Plasenta ve bebeğin doğumundan sonra başlayan anne vücudunda gebelik sırasında meydana gelen fizyolojik değişikliklerin ortadan kalkması ve genital organların gebelikten önceki şekline dönmesine kadar olan döneme lohusalık dönemi denilmektedir. Ortalama 5 hafta kadardır. Ancak annedeki organ ve sistemlerin gebelik öncesindeki haline dönmesi aylarca da sürebilir. Rahim küçülür, emzirme rahimin küçülmesinde önemli bir faktördür. Lohusa doğumdan sonra ilk 24 saat içinde mutlaka görülmelidir, doğum sonrası kanama miktarı oldukça önemlidir. Özellikle ilk 2 saat annenin kanamasının dikkatli takip edilmesi gereken bir dönemdir.

Doğumu izleyen dönemde adet, emzirmeyen kadınlarda 6-8 hafta içerisinde başlar, emziren kadınlarda ise daha geç başlayabilir. Ancak emzirme her zaman adet mekanizmasını baskılamaz, meme verdiği halde gebe kalan kadın sayısı göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Bu nedenle lohusaya aile planlaması konusunda eğitim ve danışmanlık verilmelidir. Doğumu izleyen ilk 2 gün lohusaya sıvıdan zengin bir diyet verilir. Diyet protein, meyve, sebze içermelidir. Bunun yanında aşırı beslenmeden kaçınılmalıdır. Lohusalıkta günlük beslenme ihtiyacı 2600-2800 kcal. dir.İlk günlerde ağır, posalı ve gaz yapan yemekler verilmemelidir. Ayrıca lohusaya sigara, alkol gibi sütle bebeğe geçeceği hatırlatılarak kullanmaması konusunda eğitim verilmelidir. Doğumu takiben 2. günde lohusa ayaktan duş alabilir.

6. haftada yapılacak jinekolojik muayenede bir patoloji yok ise cinsel ilişkiye izin verilebilir. Ayrıca 6. haftanın bitimi pap-smear testi için de uygun bir dönemdir. Doğum kontrol yöntemi olarak hormonal bir yöntemden ziyade rahim içi araç doğum yapmış bir kadında daha uygundur. Lohusaya izleyen dönemde karın adalelerinin tonusunu sağlamak amacıyla jimnastik hareketleri yapması tavsiye edilebilir. Normal doğumda egzersizlere 6. haftada başlanırken sezaryen olan hastalarda karın egzersizleri için en az 6 ay beklenmelidir. Lohusalık kadın hayatında önemli bir yer tutar, kadın bu dönemde özellikle ilk doğumu ise korku ve endişe içindedir, hayatına tüm sorumluluğu ve bakımı eşiyle birlikte üstleneceği bir canlı girmiştir. Bu nedenle anneye ihtiyacı olan tıbbi bakım yanında gerek bebek gerekse kendi sağlığıyla ilgili bilgiler vermeli, psikolojik yönden destek tam olarak sağlanmalıdır.

Anne Sütü ve Emzirme

Yeni doğan bebeğin beslenmesini sağlamak üzere gebelik süresince hazırlanan meme bezleri faaliyete geçerek süt salgılanmasına başlar. Gebelik sırasında hormonların etkisiyle gelişen meme bezlerinden süt salgılanabilmesi için prolaktin hormonuna, salgılanan sütün kanallardan atılabilmesi için de oksitosin hormonuna ihtiyaç vardır. Doğum yapan kadında süt salgısı doğumu izleyen 24-72 saat içerisinde başlar. Süt salgısı başlamadan önce memelerde şişlik, lokal ısı artışı, sertleşme ve hafif ağrı görülür. Memeden ilk gelen süt bebeği enfeksiyonlara karşı koruyucu ve bağışıklık özelliği yüksek kolostrum denilen süttür. İnsan yeni doğanı tüm memelilerde kangurular hariç en zayıfı ve anneye en çok bağımlı olanıdır. Meme anneden herhangi aktif bir uyarı almadan 4. gebelik ayından itibaren süt vermeye tam olarak hazırdır. Meme başı duyu ve sinir uçları yönünden zengindir. Montgomeri bezleri denilen ter bezleri mevcuttur ve bunlar kıl kökü taşımazlar. Meme başı uyarımı prolaktin ve oksitosin hormonu salgılanmasında önemli rol oynar. İnsan sütü meme bezi salgısının içeriğinde değişkenlik gösteren bir salgıdır. Kolostrum denilen ilk gün sütü olgun sütten farklıdır. Süt içeriği gün içinde ve zaman geçtikçe değişiklik göstermektedir. Bu değişikliğin önemli bir kısmı bebeğin barsaklarının fizyolojik gelişimine yardımcı olmaktadır. Sütün içeriğindeki maddelerin çoğu birden çok role sahiptir. İnsan sütü 200’ den fazla maddenin katkısıyla oluşmaktadır, süt içeriğiyle ilgili sonuçlar verilirken süt içeriğinin emzirmenin evresi, günü, saati, beslenme süresi ne zaman örnekleme yapıldığı, annenin beslenmesi ve kişisel değişiklikler ve faktörlerden etkilenmektedir. Sütün pompayla ya da emzirirken alınması bile farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Süt pompalarının kullanılması sütün içeriğini etkilemektedir. Annenin diyetinin yeterli olmaması sütün içeriğinden çok miktarın azalmasıyla karşımıza çıkmaktadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde anne diyeti istenen vasıfta olmasa da tüm bebeklerin anne sütüyle beslenmesi tavsiye edilmektedir. Olgunlaşmış sütün %87’ si sudur. Dolayısıyla süt miktarını artıran en önemli faktörlerden birisi de annenin su tüketiminin düzeyidir. Anne sütüyle beslenen bebekler diğer besinlerle alınabilecek mikroorganizmalarla daha az karşılaşırlar. Anne sütünün enfeksiyon koruyucu özelliği oldukça önemlidir.

Emzirme; tüm dünyada bebeklerin beslenmesinde tercih edilen anne sütüdür. Özellikle yaşamın ilk 6 ayında anne sütü ideal bir besin kaynağıdır, daha sonraki 6 ay içinde ek besinlerle birlikte emzirmeye devam edilebilir. Emzirmenin daha uzun sürdürülmesi isteğe bağıdır. Son yüzyıldaki teknolojik gelişmeler anne sütüne oldukça yakın mamaların hazırlanmasına olanak tanımıştır. Çoğu annenin bu mamaların kullanımını uygun ve rahat bulması emziren anne sayısının tüm dünyada çok fazla azalmasına neden olmuştur. Gelişmemiş ülkelerde bu azalma bebek sağlığı açısından çok zararlı sonuçlar doğurmuştur. Son 15-20 yılda özellikle iyi eğitimli ailelerde emzirmeye yönelim artmıştır. Emzirmenin yararları son bilimsel çalışmalar ışığında daha iyi anlaşıldığı için gebelikte ve gebelik sonrası sağlık hizmeti verilirken emzirme konusunda eğitim ve yönlendirmeye son derece önem vermemiz gerekmektedir emzirme ve mamayla beslenmenin avantaj ve dezavantajları anneyle konuşulmalıdır. Günümüzde ailelerin küçülmesiyle çoğu evde eskiden olduğu gibi emzirme konusunda anneyi destekleyecek aile bireyleri bulunmamaktadır. Doğum sırasında ve doğumdan sonra annenin doğum yaptığı kuruluştan aldığı destek emzirme açısından belirleyici etki yapabilmektedir. Eğer yakın ve sıcak bir destek verilirse ve anneyi ilk günlerde emzirirken karşılaştığı sorunların çözümünde yeterli yardım yapılırsa anne emzirmekte başarılı olmakta ve evine emzirerek gitmektedir. Bir anne gebelik döneminde kendisini takip eden sağlık elemanlarının yardımı ve bilgilendirmesiyle emzirme konusunda kararını vermelidir. Anne gebeliği sırasında doğum ve doğum sonrası gelişmeler konusunda aydınlatılırsa kendini daha güvende hisseder.

Emzirmenin çok çeşitli yararları vardır. Bunlar; besleyici özellikleri türe spesifikliği yani anne sütü insan türünün spesifik ihtiyaçlarını karşılayan en önemli besindir. Bebeğin enfeksiyonlardan korunması, alerjiye karşı koruma, psikososyal eğitim, annede doğum sonrası iyileşmenin hızlanması, kendini iyi hissetmek, kemik erimesi riskinin azalması, yumurtalık kanseri riskinden koruyucu etki ve meme kanserinin azalmasıdır. Doğumdan sonra ne kadar erken emzirme sağlanırsa ilerde emzirme başarısı, emzirme süresi o kadar artar.

Emzirme teknikleri; Uzun yıllardır bilindiği gibi annesinin karnının üzerine konulan sağlıklı bebekler memeyi bulup emmeye başlayabilmektedir. Ama annenin doğru emzirme tekniklerini öğrenmesi hem emzirmenin uzun süreli olması hem de emzirmeye bağlı komplikasyonların daha az görülmesini sağlamaktadır.

Emzirme teknikleri üç bölümde ele alınabilir;1. bölüm meme başının bebeğin ağzına doğru verilme teknikleri, 2. bölüm emzirirken bebeğin doğru tutulma teknikleri, 3. bölüm ise emzirirken genel olarak ele alınması gereken kurallardır. Daha önce hiç emzirmemiş annelere ilk emzirme denemelerinde eğitici yardım verilmelidir. Daha önce emzirmiş olanlarsa gözlenerek hata varsa düzeltilmesine çalışılmalıdır.

Meme başının bebeğe verilmesinde meme başının areola denilen siyah kısmı tamamen bebeğin ağzında olmalıdır. Meme başının alt dudağın ortasına dokundurulması bebeğin ağzını açmasını sağlayabilmektedir. Yanlış teknikler meme başlarında ciddi anlamda yaralara sebep olmaktadır.

Bebeğin tutulması pozisyonları; beşik pozisyonu, yan yatma pozisyonu, ve futbol pozisyonu gibi pozisyonlardır. Emzirme işlemi rahat ve sakin bir ortamda yapılmalıdır. Bebeğin ısısının korunması çok önemlidir. Bazı anneler doğumdan hemen sonra doğumun etkisiyle titreme atağı geçirmektedir. Bu sırada annenin bebeğine yeterli sıcaklık veremeyeceği için ek yöntemlerle gerekli ısının sağlanması önemlidir. Anneyle bebeğin birlikteliği mümkün olduğunca erken başlamalıdır, zor doğumlar, sezaryen doğum, doğum sonrası komplikasyonlar ve preeklempsi durumlarında en kısa sürede birliktelik sağlanmalıdır. Doğum şekillerinden kaynaklanan sorunlar emmeyi geciktirip zorlaştırsa da anneye yeterli destek verilirse aşılamayacak engeller değildir. Annenin giysileri memeyi sıkıştırmayan ve emzirme sırasında memenin ele alınmasını engellemeyecek şekilde önü açılabilir olmalıdır. Bebeğin başı asla memeye doğru itilmemelidir. Bebek emerken uyursa anne bebeği uygun şekilde memeden ayırmalıdır. Uyku sırasında emme meme başı açısından sakıncalıdır. Anne bir süre bekledikten sonra bebeği uyandırıp tekrar memeyi vermelidir. Bebeği uyandırırken battaniyenin açılması ve nazik uyarılar verilmesi yeterli olur. Bebeğe ağrılı uyaran verilmemelidir. Bebek ilk memeyi boşaltana kadar emdikten sonra kucağa alınarak gazı çıkarılır ve uyanıksa ikinci meme verilir. Sonraki emzirmede ikinci verilen memeden başlanmalıdır. Emzirirken saat tutmak çok doğru değildir. Bebek meme başını ağzına doğru olarak alabilmişse ve emzirme sırasında ağrı duymuyorsa emzirme annenin ve bebeğin isteğine göre ayarlanabilir. Genellikle emzirme 15 dakika civarında sürer, bebek her iki memeyi 4’ er dakika emdiğinde alabileceği maksimum sütün yaklaşık % 85’ ini almış olur. Sık ve küçük emzirmeler süt salgısı, süt boşalması ve annenin strese girmeden emzirmeye alışması için başlangıçta tercih edilebilir. Gece bebek annesinin yanında değilse uyanık olduğunda emzirmek için annesinin yanına getirilmelidir. Emzirmenin 1,5 saatten çok yapılması yararlı olmaz. Emzirme kesilecekse bunun yavaş yapılması ve özellikle çalışan annelerde sabah ve akşam emzirmeye devam edilmesi ya da bebeğin aldığı diğer besinlerin miktarı arttıkça emzirmenin, bebeğin isteğine uygun olarak azaltılması anneye daha az rahatsızlık vermektedir.

Emzirme sorunları

Sütün baskılanması; Doğumdan sonra annelerin bir kısmında anne ya da bebek hastalığı, annenin emzirmek istememesi ya da bebek ölümlerinde süt akımını durdurmak gerekir. Doğumdan sonra kolostrum döneminin başlaması ile memede şişme ve ağrı başlamaktadır. Geçici bir süre devam eden bu olay azalarak kaybolmaktadır. Basit ağrı kesicilerin kullanılması, meme başının uyarılmasından kaçınılması, hafif sıkı bir sütyen kullanılması, meme üzerine buz uygulanması ya da çok sıkıntı olursa pompayla memelerin boşaltılması 1 hafta içerisinde süt üretiminin gerilemesini sağlamaktadır. Doğum sonrasında ilk 6 hafta içinde ani olarak süt verme kesilirse annede süt verme ateşi bulgusu ortaya çıkmaktadır. Genellikle 3-4 gün süren bu ateşi enfeksiyon ateşiyle karıştırmamak gerekir.

Süt vermede yetersizlik; Emziren annelerin % 15’ inde önceleri yeterli olan süt salgısında sıklıkla ilk 3 ay içinde azalma olmaktadır. Emme refleksinin yetersiz olması üretilen sütün yeterli boşalamaması sonucunu doğurur. Bu da süt üretimini azaltır. Süt üretimini artırmak için bir takım ilaçlar kullanılabilir.

Doğum sonrası meme şişliği; Doğumdan sonra 2-4 günlük dönemde sık rastlanan normal bir durumdur. Meme dokusunda ödem, süt birikmesi ve damarlarda tıkanıklık vardır. Memenin şişmesi meme başının kısalmasına neden olarak emmeyi zorlaştırır. Asıl durum sütün fazla yapılması değil boşaltılmasının zorlaşmasıdır. Gece ve gündüz düzenli emzirme meme şişliğini azaltır. Bebeği günde 8-12 kez emzirmeye dikkat etmek, gece de olsa emzirme arasındaki süreyi 5 saatten fazla geçirmemek önleyici faktörlerdir. Sıcak bir duş alınması ya da sıcak kompres uygulanması süt akışını artırır. Geleneksel olarak şiş meme üzerine uygulanan soğuk lahana yapraklarının şişliği azalttığı ve süt akışını artırdığı bilinmektedir.

Ağrılı meme başı; Meme başı ağrısının tedavisi meme şişliğinin düzeltilmesinden daha zordur. Doğum sonrası ilk haftada anneye emzirme desteğinin iyi yapılması bu sorunu azaltmaktadır. Emzirme tekniğine uyulmadığı takdirde bebek meme başını ve siyah bölgeyi tamamen ağzına alamadığından damaklarıyla emmeye çalışarak meme başını ezmekte ve meme başında çatlaklara ve ağrıya neden olmaktadır. Ağrılı ve çatlaklar oluşmuş meme başına iyi bir bakım yapılmalıdır. Emzirdikten sonra meme başı süt artıklarından temizlenip meme başı üzerine epitelizasyonu artırıcı kremler sürülerek kağıttan yapılmış meme pedleri konularak giysilere sürülmesi önlenmelidir. Emzirmeden önce meme başı tekrar temizlenip en az ağrılı olan memeden başlanarak emzirme yapılmalıdır.

Süt kanallarının tıkanması ve ağrılı meme kitleleri; Yeterli emzirememe nedeniyle gördüğümüz sorundur. Annenin yan tarafına yatarak uyuması süt kanallarının tıkanmasını azaltmaktadır. İçeri çekik meme başı genellikle gebelik sırasında tespit edilir ancak gebelik sırasında meme başını düzeltici işlemler meme başı uyarısı ile doğumun erken başlamasına neden olabilir. Ancak doğumdan sonra elektrikli meme pompasıyla meme başının normale dönmesine çalışılabilir ya da meme başı aplikatörleri kullanılabilir.

Doğum sonrası mastit (meme enfeksiyonu); Meme enfeksiyonuna çoğunlukla bebeğin ağız florasındaki mikroplar neden olmaktadır. Süt iyi bir kültür ortamı olduğu için süt birikmesi enfeksiyon oluşumda önemli bir faktördür. Mastitte yatak istirahati, sıvı alımının artırılması ve meme başı çatlağı varsa tedavisi gerekir. Enfekte meme üzerine buz paketleri ya da sıcak kompresler konulabilir, hastaya ağrı kesici verilebilir, rahat bir sütyen giymesi tavsiye edilebilir. Bebeğe zarar vermeyecek antibiyotikler kullanılmalıdır. Ciddi ilerlemiş apselerde cerrahi yaklaşım gereklidir. Apse boşaltıldıktan sonra bebek emzirilmeye devam edilebilir.

Anne sütüyle bebeğe enfeksiyon geçişi; Bir enfeksiyonun anne sütüyle bebeğe geçmesinden bahsetmek için enfeksiyonun diğer yollarla anneden bebeğe geçmediğini, anne sütünde ve bebekte enfeksiyon ajanının olduğunu ya da bebekte hastalığın klinik bulgularının bulunduğunu göstermek gerekir. Ayrıca enfeksiyon yapan mikrobun doğum öncesi ya da doğum sırasında bulaşmış olacağın da düşünülmelidir. Anne Hepatit B virüsü taşıyıcısı ise doğumdan sonra bebeğe enfeksiyon bulaşma riskini azaltmak için aşı ve koruyucu bir immünglobulin yapılmalıdır. Akut Hepatit A ve B varlığında emzirme kesilmelidir. Hepatit C varlığında da bebek emzirilmemelidir. HIV yani AIDS virüsü varlığında da emzirmenin kesilmesi faydalı olur. Süt verme döneminde ilaç kullanılmaz, ancak süt verme sırasında anne çeşitli hastalıklar nedeniyle ilaç kullanmak durumunda kalabilir. Böyle bir ilaç tedavisi bebeği iki şekilde etkiler. Birincisi kullanılan ilaç anne sütünü azaltabilir, ikincisi de kullanılan ilaç anne sütüyle bebeğe geçerek bebekte zararlı etkilere yol açabilir. Bu nedenle emziren annelerde de aynen hamilelerde olduğu gibi ilaçların bebeği etkileyebileceği mutlaka gözetilmelidir.